"Bazı gençlerin ömrü bir yemin kadar kısadır; ama o yemin, bir milletin vicdanına mühürlenir."
YÜREĞİ ÇORUM’DA KALAN ON YEDİLİK BİR DESTAN
17 Kasım 1978. O gün, sadece bir seyyar satıcının tezgâhı değil, 17 yıllık tertemiz bir hayat da kanla boyandı. Adı Halil Sucu. O, henüz hayatının baharında, Çorum’un Gülabibey mahallesinden kopup gelen, yüreği imanla ve vatan sevgisiyle dolup taşan bir ülkü neferiydi. Bütün ailesi gibi o da inancının sarsılmaz kalesiydi. Henüz on yedi yaşındaydı; gençliği, ailesinden miras aldığı çelikten iradeyle parlıyordu. Hayatın zorlukları onu İstanbul’a, o büyük şehrin keşmekeşine sürüklemişti.
EKMEK VE İDEAL İÇİN MÜCADELE YILLARI
İstanbul’da tuttuğu bekar evinde, Üsküdar’ın Eşrefsamat Sokağı’nda arkadaşlarıyla omuz omuza yaşıyordu. Elinde sermayesiyle değil, alın teriyle geçinen bir seyyar satıcıydı Halil. Ekmeğini helal yoldan kazanırken, taşıdığı bayrağı ve ruhundaki büyük davayı bir an olsun unutmadı. İstanbul sokakları, onun için sadece bir ticaret alanı değil, aynı zamanda inancını sınayan, adanmışlığını pekiştiren bir cepheydi.
DURAN SAAT: O KARANLIK CUMA ÖĞLEDEN SONRASI
Takvimler 17 Kasım 1978’i gösterdiğinde, Halil yine arabasıyla seyyar satıcılığını yapıyordu. Saat 16.30 civarıydı. Doğancılar Caddesi’nde, Mithatpaşa Kız Lisesi yakınlarında, hainliğin ve karanlığın üç gölgesi onun yolunu kesti. O üç katil militan, öncelikle Halil’in emeğiyle kazandığı, geçim kaynağı olan o küçük dünyayı, arabasındaki malzemeleri yere saçarak çiğnediler. Ardından, genç Halil’in onurunu ve duruşunu ararcasına üzerine çullandılar.
SON İTİRAZ, EBEDİ DİRENİŞ
Halil Sucu, o anda geri çekilmedi, yalvarmadı. Vücudunu arayan ellerin ve dağıtılan malların karşısında, sadece 17 yıllık yiğitliğiyle dik durdu. Gözlerinin içine bakarak, o karanlık emele şiddetle itiraz etti. Bu itiraz, sadece bir genç adamın hakkını savunması değil, bütün bir inancın ve davanın namusunu koruma çağrısıydı. Bu itiraz, zalimin tahammül edemediği, genç bir yiğidin son ve en gür sesi oldu.
Bu hakikat sesine dayanamayan üç katil militan, silahlarına davrandılar. Gözlerini bile kırpmadan, Halil’i kurşun yağmuruna tuttular. O an, Halil’in tertemiz kanı, helal kazancının sembolü olan seyyar tezgâhının üzerine aktı. Halil, omuzlarında taşıdığı yükün altında değil, inancının mührü altında şehit düştü. Genç bedeni, uğruna yürüdüğü yolda, bir onur abidesi olarak kanlar içinde kaldı.
KUTSAL UĞURLANIŞ
Bir seyyar satıcı olarak İstanbul’a gelmişti ama bir şehit olarak memleketine uğurlandı. Halil Sucu’nun kanla yıkanmış naaşı, nihayet Çorum’a, ailesinin ve inancının yuvası olan topraklara döndü ve ebediyete kavuştu. O, 17 yaşında, ekmek mücadelesi verirken bile davasından dönmeyen, son nefesine kadar itiraz etme cesaretini gösteren büyük bir kahraman olarak tarihe yazıldı.
"Halil Sucu, bir tezgâhta kanını akıttı; o kan, hiçbir zaman unutulmayacak olan 17 yıllık bir davanın bedeliydi."