"Bazı hayatlar uzunluklarıyla değil, taşıdıkları davanın ağırlığıyla ölçülür. Cemal Vatansever, yürüdüğü son adımla, bu ağırlığı sonsuzluğa taşıdı."
KİMLİĞİ VE İNANCI
Cemal Vatansever. Bu isim, destanların sadece cephede değil, günlük hayatın ortasında da yazılabileceğini haykıran bir mühürdü. O, ne bir komutan ne de bir siyasetçiydi; o, rızkını alın teriyle kazanan bir esnaftı; emeğiyle ayakkabıcılık yapan, elleri deriyi şekillendirdiği kadar, inancını da sağlam tutmuş bir zanaatkârdı. Bize nerede doğduğunu gösterecek bir kayıt bırakmadı; zira onun doğduğu yer, verdiği adanmışlıkla, yalnızca 'Vatan'dı.
GÜNLÜK MESAİ VE SON YÜRÜYÜŞÜ
16 Kasım 1979 Cuma sabahı, İstanbul bir pusunun sessizliğini taşıyordu. Vatansever, her günkü kararlılığıyla, davasının ve ekmeğinin peşindeydi. Saatler 10:00’u gösterirken, Şabanağa Güneş Sinaması'nın önünden geçiyordu. Bu, onun için sıradan bir yürüyüş olmalıydı; ancak ülküdaşlık yemini etmiş her vatansever gibi o da biliyordu ki, o yıllarda atılan her adım, karanlık bir ideolojinin hedefi altındaydı. O gün, yürüyüşün sadeliği, yaklaşan fedakârlığın gölgesiyle örtülmüştü.
İSTANBUL'UN VURULAN YÜREĞİ
Hain pusu, alçaklığın sembolü olan 34 UT 480 plakalı otomobilden fırladı. Devrimci solcu-komünist militanlar, namlularını korkakça gizleyerek, sokakta yürüyen silahsız bir esnafı hedef aldı. Makinalı tüfeklerin sesi, 16 Kasım sabahını kana buladı. Silahlar ateşlendiğinde, hedef sadece Cemal Vatansever’in bedeni değildi; hedef, İstanbul sokaklarında özgürce yürüyen vatanseverliğin ruhuydu. O an, bir ülküdaşın duruşu, kalleş kurşunlarla sarsıldı.
ŞEHADETİ VE ADANMIŞLIĞIN SON MEKTUBU
Cemal Vatansever, o ateş çemberinden sonra yere yığıldı. Aldığı ağır yaralar, onun sarsılmaz duruşunu kanıtlarcasına son nefesini vermesine neden oldu. Olay yerinde şehadete erdi. O, hayatını idame ettiren Ayakkabıcı Cemal değil, davası uğruna canını veren ‘Vatansever’di artık.
Ancak zulüm, onun düşüşüyle yetinmedi. Aynı araçtaki cellatlar, insanlıktan nasibini almamışçasına, sadece 300 metre ileride yürümekte olan başka bir ülküdaşımız olan Süleyman Çevre’ye de ateş açarak onu yaraladılar. Cemal Vatansever’in şehadeti, o karanlık günlerde inanç uğruna ödenen bedelin ne kadar büyük ve sistematik olduğunu kanıtlayan, vatan topraklarına yazılmış sarsılmaz bir destandır. O, sıradan bir günde, olağanüstü bir fedakârlıkla aramızdan ayrıldı.
"Bir esnafın davası, bir kahramanın yürüyüşüyle mühürlendi. Cemal Vatansever, ismini verdiği vatana kanıyla imza atmıştır; unutulmayacak ve unutturulmayacaktır."