"Bazı hayatlar, baharında filizlenir ve bir milletin geleceği uğruna kurban edilir. Ahmet Adnan, 16 yıllık ömrüyle bu destanın önsözünü yazdı."
KIRKLARELİ'NDEN YÜKSELEN ADANMIŞLIK
O, yeryüzünün en çetin davasının en genç neferlerinden biriydi. Ahmet Adnan Taşdelen. Doğduğu yer, Kırklareli'nin sinesinde, Lüleburgaz'ın Hamitabat Köyü’ydü; ancak ruhu, tüm vatan topraklarına adanmıştı. Henüz 16 yaşındaydı. Hayatın ona sunduğu meslek unvanları bir kenara dursun, o, yaşının baharında çoktan en yüce görevi seçmişti: Ülkü uğruna mücadele etmek. 16 yaş, kimileri için rüyaların başlangıcıyken, Ahmet Adnan için çelikten bir duruşun ve sarsılmaz bir yeminin yaşıydı.
İSTANBUL’DAKİ ATEŞ ÇEMBERİ
Mücadelenin en kızıl ve en zorlu olduğu şehir, İstanbul olmuştu onun menzili. 1978 yılının o kasvetli sonbaharı, memleketin üzerine bir gölge gibi çökmüşken, Ahmet Adnan ve yol arkadaşları, Eyüp 500 Evler Semti’nde, Yıldırım Mahallesi’ndeki Zafer Sokak’ta bulunan Ülkü Ocakları Derneği’nde toplanmışlardı. Bu dernek, karanlığa karşı inancın sığınağı, ülkücü duruşun simgesiydi.
16 KASIM: O SON KARAR
Tarih 16 Kasım 1978 akşamını gösteriyordu. Görev bitmişti, sığınak kapısı açılmalıydı. Ahmet Adnan Taşdelen, yanındaki üç ülküdaşıyla beraber ocağın korunaklı kapısından dışarı, bilinmezliğe doğru adım attı. Bu, sadece bir binadan çıkış değil, o dönemin acımasız ateş çemberine gönüllü olarak atılan bir adımdı. Onlar, pusunun kurulduğunu, tehlikenin kol gezdiğini biliyorlardı; ancak geri adım atmak, onların lügatinde yoktu.
KIZIL KURŞUNLARIN HEDEFİ
Karanlık çok beklemedi. Zafer Sokak’ta, komünist militanlar tarafından önleri kesildi. Korkakça ve sinsice, bir anda yaylım ateşine tutuldular. Silahların sesi, masumiyetin üzerine bir kâbus gibi çöktü. O an, 16 yaşındaki Ahmet Adnan, kendini davasına siper etti. Kızıl kurşunların hedefi oldu. Vücuduna isabet eden darbeler ağırdı, hayatın coşkun akan pınarı bir anda kanlar içinde kalmıştı.
ŞEHADETE GİDEN YOL
Can çekişen üç yol arkadaşı da ağır yaralanmıştı, ancak Ahmet Adnan'ın durumu kritikti. Onu kurtarmak için zamana karşı bir yarış başladı. Hızla S.S.K Hastanesi’ne yetiştirilmeye çalışıldı. Ancak bu, bir kurtuluş yolculuğu değil, şehadete giden kutlu bir yükseliş anıydı. Genç bedeni, hastaneye ulaşamadan, omuzlarda taşınırken son nefesini vatan aşkına teslim etti ve ruhu ölümsüzler âlemine kanat açtı.
VEDA VE EBEDİYET
Ahmet Adnan Taşdelen’in cenazesi, Sultan Camii’nde kılınan namazın ardından, sadece 16 yıllık bir ömrün değil, sarsılmaz bir imanın toprağa verildiği o son menzile ulaştırıldı. Bayrampaşa 500 Evler Mezarlığı, artık bir yiğidin ebedi istirahatgâhıydı. O gün, bir yiğit düştü ama geride bıraktığı o 16 yaşın fedakârlığı, tüm dava arkadaşlarına direniş ve adanmışlık mirası bıraktı.
"On altı yaşın adanmışlığı, bir ülkenin hafızasında sonsuzluğa yürüyen ve ne bir meslek unvanı ne de uzun bir ömürle ölçülemeyecek bir sancağın adıdır."