"Bazı hayatlar, sadece 19 yıla sığar; ama o 19 yılda verilen mücadele, bir milletin vicdanına destan olarak kazınır."
BİR HİLAL GİBİ DOĞUŞU: GENÇLİK VE UMUT
Ağrı’nın kadim toprakları, Doğubayazıt, 1958 yılında ülkesine adanmış bir yiğidi ağırladı: Mustafa Yardımcı. Genç bir fidan gibi büyüyordu; umutları, geleceği ve vatan sevdası Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü’nün sıralarında şekilleniyordu. O, sadece ailesinin değil, çevrenin de sevip saydığı, örnek gösterdiği bir evlattı. Hayatının baharındaydı; henüz üç ay önce yeni bir yuva kurmuş, eşiyle birlikte geleceğe dair en masum hayalleri kurmaya başlamıştı. 19 yaşının tüm enerjisi ve kararlılığı, onun duruşuna sinmişti.
GÖLGELER ALTINDAKİ MÜCADELE
Mustafa, okumak ve öğrenmek için çıktığı yolda, sadece kalemle değil, çelikten bir iradeyle de mücadele etmek zorundaydı. Doğubayazıt’ın o zorlu yıllarında, tehditler ve karanlık saldırılar ardı ardına geliyordu. Mustafa, daha önce de hedef alınmış, defalarca saldırıya uğramış, hayatı pahasına bir duruş sergilemişti. O, tehditlere boyun eğmek yerine, doğru bildiği yolda yürümeyi seçen bir kahramandı. Okullar tatil olduğunda, tehlikenin gölgesine rağmen memleketine, ailesinin yanına döndü. Bu dönüş, onun son ve en büyük fedakarlığının başlangıcıydı.
16 KASIM 1977: ETERNİTE UZANAN 60 METRE
16 Kasım 1977. Soğuk bir Kasım günü. Eğitim aşkıyla dolu Mustafa, o gün dersliklerden uzakta, memleketindeydi. Kardeşiyle birlikte, babaları Hacı Hüseyin Efendi’nin dükkanından çıktılar. Eve doğru attıkları her adım, vatanın tehlikeye atıldığı o yıllarda bir cesaret beyanıydı. Yürüyüşleri, dükkandan sadece 50-60 metre uzaklaştığında acımasızca kesildi. Pusu kurulmuştu. Tunceli’den gelen üç militan, planlı bir şekilde, namlularını iki gence çevirdi.
Çapraz ateş altında kalan Mustafa, ağır yaralandı. O kısacık mesafede, gençlik hayalleri, yeni kurulmuş yuvası ve eğitim tutkusu, alçakça bir saldırının hedefi oldu. 19 yaşındaki Ülkücü Şehit Mustafa Yardımcı, düştüğü Doğubayazıt sokaklarında, bayraklaşan bir iradeyle şehitlik mertebesine ulaştı.
HACI HÜSEYİN EFENDİ’NİN İMANI VE MUCİZE
Mustafa’nın bedeni, önce Doğubayazıt’a sırlandı. Ancak babası, Hacı Hüseyin Efendi’nin kalbindeki iman, hiçbir şüpheye yer bırakmıyordu. Aradan sekiz uzun ay geçmişti. Etrafındaki herkes, bedenin çürüyeceğini, doğanın kanunlarının işleyeceğini söylüyordu. Ama Baba Hüseyin Efendi, oğlunun davasına olan adanmışlığına ve hakiki şehitliğine inanıyordu. Oğlunun mezarının otopsi için açılmasını talep etti.
O gün, inancın ve fedakarlığın gücü, maddeden üstün geldi. Mezar açıldığında, sekiz ayın ardından beklenen çürümeye dair hiçbir iz yoktu. Mustafa’nın yiğit bedeni tazeliğini koruyordu; tıpkı daha yeni şehit olmuş gibi, kan izleri duruyordu. Bu, sadece bir otopsi sonucu değil, kahramanın davasına olan sadakatinin ve canını feda edişinin ilahi bir tasdikiydi.
Bu mucizenin ardından, Mustafa Yardımcı’nın cenazesi Erzurum Asri Mezarlığı’na nakledildi. O, artık sadece bir anı değil, bedeni dahi zamana meydan okuyan, bu vatanın gençliğine miras bıraktığı destansı bir yemindi.
"O, sadece 19 yaşında can vermedi; gençliğin ve imanın, ölüm karşısında dahi taze kalabileceğinin ebedi ispatı oldu."