"Bir adamın evi, onun inancının kalesidir. Ve kale düştüğünde bile, ruhu sonsuza dek ayakta kalır."
KONYA’DAN İSTANBUL’A BİR YÜREK
O, cepheden gelmiş bir komutan ya da kürsüden nutuk atan bir hatip değildi. O, hayatı alın teriyle, namusuyla kuran bir Zenaatkârdı. Konya’nın derin köklerinden İstanbul’un çetin yollarına uzanmış; Sıhhi Su Tesisatçısı olarak, yalnızca boruları değil, adalet ve nizam idealini de onarmayı kendine görev bilmişti. Şehit İsmail Arslan, 47 yıllık ömrüne, sekiz evlat sevgisini ve bir davanın ağır sorumluluğunu sığdırmıştı. Her vidayı sıkarken, her tesisatı tamir ederken bile, aklı hep milletinin geleceği ve çocuklarının yarınlarındaydı.
TEHDİTLERİN GÖLGESİNDE BİR BAŞKAN
Ancak onun eli, sadece sanatında değil, mücadelesinde de keskindi. Zeytinburnu’nda, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) ilçe başkanı olarak, yükselen karanlığa karşı bir fener olmayı seçti. Bu makam, onun için şeref kadar büyük bir tehlike de demekti. Düşman, onun duruşundan rahatsızdı. Defalarca ölümle tehdit edildi. Her mektup, her telefon, geri adım atması için yapılan bir çağrıydı. Fakat İsmail Arslan, korkuyu kalbinden söküp atmış, tüm tehditleri ilgili makamlara birer şikâyet olarak sunarak, duruşunun kaydını tarihe düşmüştü. O, tehlikeye rağmen görevini terk etmeyen, inancının kalesini son ana kadar savunan kahramanların sarsılmaz timsaliydi.
O KARANLIK GÜN VE SON DİRENİŞ
15 Kasım 1979 sabahı, İstanbul’un soğuk sisinde, kahramanın beklediği fırtına koptu. O gün, elinde anahtarları ve hayatı kurma azmiyle durduğu iş yeri, komünist militanların alçakça hedefi oldu. Hainler, en savunmasız olduğu anda, o kutsal alana baskın düzenlediler.
Ne bir ikaz, ne bir geri çekilme imkânı... Sadece inancın ve cesaretin son saniyesi yaşandı. Sıhhi tesisatçının iş yeri, bir anda kurşun sesleriyle yankılandı. İsmail Arslan, ailesinin ve davasının omuzlarına yüklediği sorumluluğun bilinciyle, ağır yaralanmasına rağmen ayakta kalma savaşı verdi.
BİR YÜKSELİŞ: ÇAPA'DAN SİLİVRİKAPI'YA
Vücudu ölümcül darbeler almıştı. O, Çapa Tıp Fakültesi hastanesine kaldırıldı; fakat düşmanın nefretiyle açtığı yara, tababetin gücünü aşacak kadar derindi.
İsmail Arslan, dünyalık unvanını geride bırakarak, 15 Kasım 1979 günü, o yüce mertebeye ulaştı: Şehit düştü. O, tehditlere boyun eğmeyen bir babanın, inancından vazgeçmeyen bir başkanın ve milletinin huzuru için kendini feda eden bir Zenaatkârın destansı vedasıydı. Cenazesi, inancının daimi mekânı olan Silivrikapı mezarlığında, sessizliğin ve ebediyetin kollarına emanet edildi.
"Onun sıhhi tesisat tamircisi eli, sadece boruları değil, inancının sarsılmaz duvarlarını da onardı. O, tehditlere rağmen geri adım atmayanların ebedi ismidir."