"Vatanın kavşakları pusularla çevriliyken, o, yüreğindeki sarsılmaz imanı sermaye edindi. Çünkü biliyordu ki, bazı yollar sadece gidilmek için değil, üzerinde şehit olmak için yaratılmıştır."
KİMLİĞİ VE VAZGEÇİLMEZ YEMİN
Anadolu’nun kadim topraklarından, Ordu’nun Fatsa ilçesinden fışkıran bir yiğitlik tohumuydu Cihan Duman. O, sadece bir isim değildi; inancın, davanın ve cesaretin İstanbul’a taşınmış mührüydü. Evliydi, omuzlarında yuvanın ve biricik kız çocuğunun mesuliyetini taşıyordu; ancak bu kutsal bağlar, onun milletine olan adanmışlığını asla gölgelemedi. Bilakis, bu aile ateşi, onun mücadelesini daha da kutsi kılan bir meşale oldu.
ADANMIŞLIĞIN ŞİŞLİ SÜTUNU
Hayatı, sadece eczane tezgâhında geçen dingin bir meslek erbabının ömrü değildi. İstanbul’un Şişli ilçesinde, Sıracevizler Caddesi’nde işlettiği Funda Eczanesi, bir şifa kapısı olduğu kadar, davasının da sarsılmaz kalesiydi. O, hareketin önderliğini yüklenmiş, MHP Şişli Eski İlçe Başkanı olarak bayrağı en önde taşımış, dahası, MHP İstanbul milletvekili adayı olarak milletin vicdanını temsil etme cüretini göstermişti. O karanlık yıllarda, siyasi duruşu onu hedef tahtasına koysa da, o, geri çekilmeyi bir an bile düşünmedi. Şişli’deki evinde oturuyor, tehlikenin göbeğinde, dürüstlükle ve çelikleşmiş bir iradeyle yaşama destanını yazıyordu.
O KARANLIK KASIM SABAHI
Tarih 14 Kasım 1979’u gösteriyordu. Soğuk ve puslu İstanbul, vatan nöbeti tutanların kanıyla ısınmaya hazırlanıyordu. Cihan Duman, o sabah da Sıracevizler’deki evinden çıktı. Görevi başına, Funda Eczanesi’ne doğru yürüyordu. Bu, rutin bir yürüyüş değil, vatanın bekası için bilinçli bir meydan okumaydı. Her adımında, pusunun, ihanetin ve otomatik silahların gölgesinin onu takip ettiğini biliyordu. Lakin davasına olan aşkı, korkularından büyüktü.
KAVŞAKTAKİ SON YÜRÜYÜŞ
Kader anı, yürüdüğü kavşakta onu bekliyordu. Zira karanlık, namertçe bir plan kurmuştu. THKP-C’ye mensup, vicdanları mühürlenmiş dört katil, otomatik silahlarının namlularını inancın ve cesaretin timsali olan bu tek kişiye çevirmişlerdi. Bu bir çatışma değil, dürüstlüğe karşı kurulmuş kalleş bir pusu, bir infazdı.
Onlar, karanlıkta gizlenerek pusu kurarken; Cihan Duman, dükkanının ışığına, inandığı değerlere doğru yürüyordu. Otomatik silahlar gürledi. Korkakça ve hayasızca, ülküdaşımızı yaylım ateşine tuttular, kurşunlarla taradılar. Ağabeyimiz, düştüğü o kavşakta, davasının son nefesini şahadete mühürledi. Ardından bu cinayeti, kirlenmiş elleriyle adı geçen örgüt üstlendi.
DESTANIN MÜHÜRÜ
Cihan Duman, 14 Kasım 1979’da bedenini toprağa, ruhunu ise ebediyete teslim etti. Bir yiğit, canını vererek davasının ölümsüzlüğünü tescilledi. Cenazesi, Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verildi; ancak bıraktığı iz, İstanbul sokaklarından, Ordu’nun dağlarına kadar yayılan bir kahramanlık ateşi olarak milletin kalbine gömüldü.
"Cihan Duman, sadece bir can vermedi. O, karanlık çağlarda dahi, 'Vazgeçmeyeceğiz!' diyenlerin sarsılmaz iradesini, şehadetiyle mühürledi. Onun son adımı, bir millete ders, bir davaya miras olmuştur."