"Vatan nöbetinden dönenler, gönül nöbetine başlar. Kahramanlık, nefesin durduğu yerde başlar."
MİLLETİN YEMİNİ
O, Ordu’nun fırtınalı coğrafyasında, Ünye topraklarında doğan bir yiğitti: İSMAİL AYDIN. Hayatının henüz baharında, Ülkücü Gençlik Derneği’nin bir üyesi olarak davasına adanmış, vatan borcunu ödemenin huzuruyla ocağına dönmüştü. Sadece birliğinden terhis olmamış, aynı zamanda memleketinin zorlu günlerinde yüreğindeki sarsılmaz imanı tazelemişti.
Asker ocağından gelen bir erin, artık memleketinin bekçiliğini üstlenme vaktinin geldiğini biliyordu.
BİR YÜREĞİN İKİNCİ GÜNÜ
Ancak kahramanların dinlenmeye vakti olmazdı. O karanlık yıllar, ne yeni dönenlere izin veriyor ne de yorgunluğa. Askerlik görevi bitti sanılıyordu, oysa daha büyük bir savaş onu beklemekteydi.
Takvimler, özgürlüğe kavuştuğu anın sadece ikinci gününü gösteriyordu. Ordu-Ünye sokaklarında, eş-dost ziyaretlerini bitirmiş, yuvasına, huzur bulması gereken limanına doğru yürüyordu. Bu, uzun bir ayrılıktan sonra gelen masum bir dönüş, sıradan bir akşam yürüyüşü olmalıydı. Lakin hainlik, en umulmadık anda gölgesini saldı.
PUSU VE BOZKURT GÖVDESİ
O anlar, tarihin acı bir sayfasına kazınmak üzereydi. Geriye dönüş yolunda, devrimci-komünist militanların kurduğu alçakça pusunun ortasında kaldı. Bu, bir çatışma değil, bir imha girişimiydi. Kahramanlık, sayıların eşit olduğu yerde değil, tekinin bile yüzlere bedel olduğu anda ortaya çıkar.
İsmail Aydın, karşıdan gelen ateşe, hayatının en kısa süren yürüyüşünde tanıklık etti. Gözleri karar, vicdanı köreltilmiş düşman, ona nefretle saldırdı. Ancak onun duruşu, bir adım bile geri atmayan kararlılığı, düşmanın korkusunu tetikledi. Onu durdurabilmek için, onu susturabilmek için akıl almaz bir kurşun yağmuruna başvurdular.
YİRMİ DOKUZ MÜHÜR VE ŞEHADET
İsmail Aydın’ın Bozkurt gövdesi, tam 29 defa kurşunla delindi. Her bir kurşun, sadece etine değil, milletin kalbine saplanmış bir hançerdi. 29 mermi; onun adanmışlığının, pes etmeyişinin ve imanının o kara güne attığı mühür oldu. Saldırının büyüklüğü ve şiddeti, onun ne denli azimli bir duruş sergilediğinin en acı ispatıdır.
Ordu-Ünye semaları, 14 KASIM 1979 günü, vatan için düşen bir yiğidin şehadetine şahitlik etti. O, askerden yeni gelmişti; ama artık ebedi nöbetine başlamıştı. İsmail Aydın, yurduna kavuştuğu ikinci günde şehitlik mertebesine erişerek, adını tarihin destan sayfasına yazdırdı.
"Sayımızla değil, adanmışlığımızla anılırız. 29 kurşun, bir ömrün değil, bir davanın bedelidir."