"Bazı ruhlar, sadece bir ömür yaşamaz; onlar, adanmışlığın mühürlediği bir destanın ilk satırıdır."
ANADOLU'DAN YÜKSELEN SES
O, Konya’nın Bozkır ilçesine bağlı Üçpınar Köyü’nden, Anadolu’nun temiz ve bereketli toprağından filizlenmişti. Veli Yorgancı. Hayatı, zanaatın kutsallığı ve alın terinin onuru üzerine kurulmuştu. Bir esnaf, bir zenaatkâr, elleriyle mobilya imal ederek sadece geçimini sağlamakla kalmıyor, inancıyla da geleceğe sağlam bir yuva inşa ediyordu. 29 yıllık kısa ömrünün her günü, hem ailesine hem de davasına olan bağlılığının göstergesiydi.
ESNAF KİMLİĞİ VE İDEALİST DURUŞU
İstanbul’un karmaşık ve çetin ortamında, omuzlarında büyük bir sorumluluk taşıyordu. Evliydi ve kundağında yatan bir evladının masumiyeti, onun en büyük gücüydü. Mobilya atölyesi, hem ailesinin rızık kapısı hem de ideallerini yaşattığı bir sığınaktı. Ancak Veli Yorgancı, sadece ailesi için değil, bütün bir milletin geleceği için de mücadele eden bir kahramandı. Tüm riskleri bilerek, MHP İstanbul İlçe teşkilatının kurucuları arasında yer almış, davasının en ön cephesine gönüllü yazılmıştı. Gündüz atölyesinde ağacı yontan o yiğit eller, akşam karanlığında milletinin geleceğini dokuyordu.
CUMANIN KARARAN AKŞAMI
O kara Cuma, takvimler 14 Kasım 1980’i gösteriyordu. Akşamın tehlikeli sessizliği, saatler 19:30’u vurduğunda, Gayrettepe Saatçıbayırı Göktürk sokaktaki atölyesini ansızın sardı. Veli Yorgancı, günün yorgunluğunu henüz üzerinden atamamışken, kendi emeğinin ve alın terinin mekânı, bir ihanet yuvasına dönüştü. Kapı, imanıyla ayakta duran tek bir adama karşı, beş devrimci-solcu komünistin karanlık gölgeleriyle açıldı. Bir zanaatkâr, beş hain silaha karşı duruş sergilemek zorundaydı.
29 YILLIK ÖMRÜN DESTANSI MÜHRÜ
Baskın anında sergilediği duruş, sadece bir canın kendini savunması değil, bir davanın onurunu temsil eden son bir yemin fişeğiydi. O, atölyesinde geri adım atmayı reddetti. Sayıca üstün olan, kin ve nefretle dolu o beş eli silahlı düşman, tek başına direnen bu ülküdaşımızı alçakça kurşunlayarak hedef aldı.
Veli Yorgancı, 29 yaşında, evladına sadece ismini değil, ebedi bir kahramanlık mirasını bırakarak İstanbul’un orta yerinde şehitlik mertebesine yükseldi. Onun kanı, bir milletin hafızasına kazınan, unutulmaz bir adanmışlık yemini oldu. Cenazesi, doğduğu huzurlu topraklara, Konya’nın Bozkır ilçesi Üçpınar Köyü’ne getirilerek, ebedi istirahatgâhına dualarla teslim edildi.
"Zanaatkârın atölyesinde dökülen son damla kan, yalnızca bir canın değil, uğruna yürünen davanın mührü olarak tarihe kazınmıştır."