"Bazı insanlar için vatan, sadece bir toprak parçası değil, uğrunda her nefesin borç olduğu bir yemindir."
GAZİANTEP’İN IŞIĞI: KAHRAMAN HEKİM
Gaziantep topraklarında doğan, bilgisiyle ve adanmışlığıyla bir şehrin vicdanı haline gelen Dr. Orhan Özbay, sadece bir hekim değil, aynı zamanda ulusal ideallerin sarsılmaz bir neferiydi. Kendisini ilmin ve şifanın yüce yolunda en iyi şekilde yetiştirmişti. Onun için tıp, bir meslekten öte, insanlığa ve milletine karşı duyduğu büyük sorumluluğun bir tezahürüydü.
Bu yüksek vasıfları sayesinde kısa sürede SSK Hastanesinde Başhekimlik gibi önemli bir göreve yükselmişti. Ancak ideallerine olan bağlılığı, siyasi rüzgârların yön değiştirdiği o çalkantılı dönemde bedelini talep etti. Dönemin CHP iktidarı tarafından bu onurlu görevinden alınsa da, Orhan Özbay bir an olsun davasından ve hizmet yemininden vazgeçmedi; Gaziantep Devlet Hastanesi’nde bir doktor olarak görevine devam etti. Makamlar değişebilir, yetkiler alınabilirdi; ama o, beyaz önlüğüyle halkına hizmet etme iradesini korudu.
TEHDİTLERİN HEDEFİ: FİKRİN MEŞALESİ
Doktor Özbay’ın sadece hastalarını tedavi etmekle kalmayıp, aynı zamanda ülkücü gençliğe seminerler vererek fikrin meşalesini taşıması, onu karanlık odakların hedefi haline getirdi. Defalarca ölüm tehdidi aldı. Bu tehditler, onun geri adım atması için kurulan tuzaklardı; ancak O, kararlılığından zerre taviz vermedi. Biliyordu ki, hizmet ettiği ideal, canından daha değerliydi. Her seminer, her tedavi seansı, karanlığa karşı yakılan yeni bir mumdu ve bu mumu söndürmek isteyen hainlerin gölgesi her an üzerindeydi.
O SON YÜRÜYÜŞ: 13 KASIM 1979
Tarih 13 Kasım 1979’u gösterdiğinde, Gaziantep’in soğuk sabahı, büyük bir fedakârlığa tanıklık edecekti. Saat 07:30 sularında, her zamanki gibi görevine gitmek üzere evinden çıktı. O, hayat kurtarmaya, hastalara derman olmaya gidiyordu; oysa karanlık, onu sinsice takip ediyordu.
Aracına bindiği an, kader anı başlamıştı. İki devrimci-komünist militan, barışı ve şifayı temsil eden bu kahramanın aracını kurşun yağmuruna tuttu. Silahlar, hekimin aklını ve inancını temsil eden şakağına, hizmet aşkının yuvası olan göğsüne isabet etti. Bu hain saldırı, bir ideali susturma girişimiydi.
HASTANESİNDE SON NEFES
Ağır yaralı olmasına rağmen, kader onu en son görev yaptığı yere, hizmet ettiği o şifa yuvasına taşıdı. Mesai arkadaşlarının, O’nu hayata döndürmek için gösterdiği tüm insanüstü çabaya rağmen, Orhan Özbay'ın yüce ruhu, artık bedeni taşıyamayacak kadar yaralanmıştı.
13 Kasım 1979 günü, hizmet ettiği topraklarda, beyaz önlüğüyle şehitlik mertebesine yükseldi. Bir hekim, bir ülkücü, bir kahraman, görev aşkıyla çıktığı yolda düşman pususuyla şehit düşerken, ardında nesiller boyu sürecek bir adanmışlık destanı bıraktı. O, sadece bedeniyle düşmedi; bir dönemde ülkücü mücadelenin ve fedakârlığın nasıl bir bedel ödediğinin ebedi timsali oldu.
"O, bedeni toprağa düşse de, vatanın her köşesinde yeşeren, şifası hiç bitmeyecek bir kahramanlık dersidir."