"Bazı ömürler kısa, ancak taşıdıkları dava ebedidir. O, sadece on yedi bahar yaşadı, ama kalbine bin yıllık bir yemini sığdırdı."
DOĞDUĞU TOPRAKLARIN SESSİZ YEMİNİ
TÜRK MİLLİYETÇİSİ, ÜLKÜCÜ ŞEHİT ALİ EKİN... Onun hikayesi, gençliğin ve adanmışlığın Aksaray topraklarında filizlenen destanıdır. Aksaray’ın köklü diyarı, Ortaköy ilçesi, Balcı Kasabası’nda doğdu. Bu toprakların sadeliği ve kadim ruhu, henüz bir çocukken Ali Ekin’in karakterine işlenmişti.
ON YEDİ YAŞINDAKİ KAHRAMAN DURUŞ
Mesleği öğrenciydi. Ankara’da, Yenişehir Sağlık Koleji’nin ikinci sınıfında, sadece 17 yaşında bir fidan gibi okuyordu. Ancak Ali Ekin, ders kitaplarından ibaret bir hayatı reddetmişti. O, en genç çağında, varlığını büyük bir ideale adamıştı. Türk Milliyetçiliğine olan sevdası, onu ülkücü hareketin saflarına çekmiş, yüreğini vatan aşkıyla mühürlemişti. O, sadece 17 yaşındaydı; hayatın tüm güzellikleri önündeyken, en tehlikeli ve en şerefli yolu seçme cesaretini göstermişti.
MEKTEPTEN VATAN SAVUNMASINA
Genç yaşına rağmen taşıdığı bu devasa sorumluluk, onu Ankara’nın zorlu siyasi atmosferinden memleketi Balcı’ya geri götürdü. O, her nerede olursa olsun, inandığı değerlerin sancağını dikmekten çekinmedi. Ancak düşman, genç bir yiğidin açık sözlülüğünden değil, karanlık ve alçak bir planın gücünden medet umdu.
BALCI KASABASI’NDA KURULAN İHANET
Tarih 28 Haziran 1980’i gösterdiğinde, Balcı Köyü, kahpeliğin merkezi haline geldi. Genç Ali Ekin, Komünistlerin kurduğu iğrenç bir tuzağın hedefi oldu. Bu bir er meydanı, bir mücadele değildi; bu, onurun arkadan vurulduğu, cesaretin pusuya düşürüldüğü en karanlık andı. O, yüz yüze çarpışmaya dahi fırsat bulamadan, bir kahpe kurşunla sırtından vurularak yaralandı. Bu saldırı, Ali Ekin’in davasının ne denli haklı ve düşmanının ne denli kalleş olduğunu gösteriyordu.
ŞEHADETİ VE EBEDİ YOLCULUK
Aksaray’ın sessiz yollarından, Ankara Tıp Fakültesi Hastanesi’ne uzanan o zorlu yolculuk, Ali Ekin’in son direnişi oldu. Vücudunu saran acıya rağmen inancından zerre kadar vazgeçmeyen genç nefer, hayatının son nefesine kadar ülkücü duruşunu korudu. Hastane, onun son cephesi oldu. O genç bedenin, 28 Haziran 1980’de hayata gözlerini yumduğu o an, sadece bir ölüm değil, destansı bir şehadetti.
Ali Ekin, on yedi yıllık kısacık ömrünü, Türk Milliyetçiliği davasına feda ederek; adını, ihanetin ve cesaretin karşı karşıya geldiği tarihin altın sayfalarına silinmez bir mühürle kazıdı. O, vurulduğu yerde kaldı, ama ruhu, uğruna savaştığı tüm vatan topraklarında yankılanmaya devam etti.
"17 yıllık ömre sığdırılan o büyük yemin, tarihin hafızasında sonsuza dek bir destan olarak yankılanacaktır. Ali Ekin, arkadan sıkılan kurşunlara rağmen, alnı dik bir neslin sembolü olarak kalacaktır."