"Bazı hayatlar bir destanın yalnızca giriş bölümünü yazmaya yeter. Ömer Dağlı, gençliğini toprağa değil, millete adayanların sancağıdır."
BİR YİĞİT, BİR YILDIZ: KİMLİĞİ VE İDEALİ
Konya’nın bereketli topraklarında, Tuzlukçu’da açtı gözlerini bu vatanın yiğit evladı. Adı Ömer’di. Fakat onun kimliği sadece doğum yeriyle değil, yüreğinde taşıdığı ateşle belirlenmişti. Tarihler 1979’a yaklaştığında, O, hayatının en taze baharında, henüz on dokuz yaşındaydı. Birçok akranı hayatın sıradan kaygılarıyla meşgulken, Ömer, ülkücü mücadelenin çetin ve tehlikeli yolunu seçmişti.
Onun hayat defterinde, sıradan bir meslek hanesi boş kalmıştı. Çünkü Ömer’in mesleği, ülkesinin geleceği için bir nefer olmaktı. Onun görevi, karanlığın yükseldiği o zorlu yıllarda, inancın sancağını en ön saflarda dimdik tutmaktı. Bu kararlılığı, bu adanmışlığı, onu kaçınılmaz olarak dönemin yıkıcı ve bölücü güçlerinin, devrimci-komünistlerin doğrudan hedefi haline getirdi.
19 YILLIK ÖMÜR VE KARARLI DİRENİŞ
Akşehir, onun gençliğinin ve mücadelesinin sahnesi oldu. O, geri çekilmeyi ya da korkuyu bir seçenek olarak görmeyenlerdendi. Her adımında ülkesine olan borcunu ödüyordu. Bu cesur duruş, düşmanın alçakça bir plan kurmasına sebep oldu. Ömer Dağlı, idealinin bedelini ödemeye hazır, davasının ateşiyle yürüyordu.
AKŞEHİR’DEKİ SON YÜRÜYÜŞ
Ve takvimler, Ömer’in hayatını ölümsüzlüğe taşıyacak o uğursuz ana geldi. Akşehir’in sokakları, hain bir pusuya şahitlik etti. Komünist militanlar, cephede yüzleşmek yerine, gencecik bir kahramanı kalleşçe hedef aldı. O gün, Ömer, inandığı değerler uğruna düşmanından kaçmadı; sadece mermilere hedef oldu.
Silahlı saldırıda aldığı yaralar, bir gence ait olamayacak kadar derindi. Bedenindeki her yara, onun vatanına olan sadakatinin bir nişanıydı. Düşman, onu Akşehir’de susturmayı amaçlamıştı, ancak Ömer’in ruhu ve direnci, son nefesine kadar mücadele etti.
ÖLÜMÜ YENEN UĞURSUZ GÜN
Ömer’in yaralı bedeni, umutla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Günlerce süren zorlu yaşam mücadelesinde, o, sadece kendi canı için değil, temsil ettiği tüm değerler için savaştı. Ne var ki, 12 Kasım 1979 günü, o kara günde, 19 yıllık tertemiz hayatı sona erdi.
Ömer kurtarılamadı. O an, bir gençlik rüyası son buldu; ama büyük bir kahramanlık destanı da ebediyete yazıldı. Ölümü, davasına olan sarsılmaz imanının son ve en görkemli ispatıydı.
EBEDİYET YOLCULUĞU VE ŞEHADET
Ömer Dağlı, bir asker gibi düştüğü yerden, doğduğu topraklara döndü. Onun cansız bedeni, Konya’nın Tuzlukçu merkez mezarlığında, sessizce ama onurla toprağa verildi. O artık, sadece bir isim değil; genç yaşta ölümü hiçe sayarak inandığı dava uğruna canını feda edenlerin ebedi yadigârıydı.
19 yaşındaki Ömer, bir meslek sahibi olamadı; fakat bu milletin kalbinde, tarihin en şerefli makamına, Şehitlik mertebesine yükseldi. Onun mücadelesi bitmemiş, sadece şekil değiştirmişti; artık o, Anadolu’nun uyanış ateşini harlayan sönmez bir meşaleydi.
"O, ne meslek edindi ne de yaşlandı. Ömer Dağlı, 19 yaşında bir destan olarak gömüldü ve toprağı bekleyen bir ideal olarak ebediyete yürüdü."