"Bazı insanlar gökkuşağına ulaşamaz; onlar, gökkuşağına ulaşacak olanlara yol olurlar. Ramazan Abiş’in destanı, adanmışlığın en saf halidir."
KİMLİĞİ VE İDEALİST DURUŞ
Adana'nın çetin Tufanbeyli topraklarından fışkıran bir yiğitlik tohumuydu o: Ramazan Abiş. Ne bir unvan peşindeydi ne de şöhretin; o, Anadolu’nun sessiz ve derinden akan vicdanıydı. Hayatını alın teriyle kazanan bir İŞÇİ olmasına rağmen, gönlünde taşıdığı ülkü, en yüksek mertebeden daha değerliydi. O, basit bir birey değil, kutsal bildiği davasının cepheye sürülmüş bir NEFERİ idi.
BİR FEDAİ'NİN SÖZÜ
Hayat şartları okulların kapısını ona kapamış, diplomasız bırakmıştı. Ancak Ramazan Abiş, yüreğindeki bilgeliği asla kaybetmedi. Okuyamamış olmanın hüznünü, okuyanların geleceğini korumaya adadı. Canını hiçe sayarak, ülküdaşlarının okullarına RAHAT GİDİP GELEBİLMESİ İÇİN bir siper oldu. Onun işçi elleri, sadece ekmek parası kazanmak için değil, aynı zamanda ideallerinin fidanını korumak için de nasır tutmuştu. Ramazan Abiş, sözlerin bittiği yerde duruşuyla konuşan bir kahramandı; fedakârlık, onun tek mesleği haline gelmişti.
O KARANLIK KASIM GÜNÜ
Takvimler, ihanetin ve hüznün gökyüzüne çöktüğü 11 KASIM 1978’i gösteriyordu. Adana, o gün sadece sonbaharın soğuğunu değil, aynı zamanda yaklaşan bir felaketin de ağırlığını taşıyordu. Ramazan Abiş, Sümer Mahallesi’nde, alışık olduğu 630. Sokağa doğru ilerliyordu. Gökyüzü ağlıyor, yer, sanki olacakları hissedercesine ıslak ve kaygılıydı. O, yorgunluğunu geride bırakıp evine dönme arzusundayken, karanlık zihniyetlerin kurduğu pusu, adım adım yaklaşıyordu.
SON NEFES, SON MÜCADELE
O gün, tek başına yürüyen Ramazan Abiş'e, vicdanı kararmış altı gölge, altı sinsi katil saldırdı. DEVRİMCİ KOMÜNİST denilen bu alçaklar, bir yiğidi, haklının mücadelesini veren bir ANADOLU’NUN TEMİZ YÜREKLİ EVLADINI alt etmek için sayıların arkasına saklanmışlardı. O sinsi saldırının detayları, kahramanımızın son direnişinin hangi anlarını içerdiği bilinmez. Kaç kurşunun ses verdiğini, son anlarında hangi ülküye yemin ettiğini tarih kaydetmedi.
Ancak bu bilinmezlik, onun teslim olmayışının en güçlü kanıtıdır. Ramazan Abiş, altı haydut karşısında dahi geri adım atmamış, o karanlık sokağı bir onur meydanına çevirmiştir. Okuyanlara omuz veren o sağlam beden, vatanın bekası uğruna tek başına durdu ve düştü. 11 Kasım 1978, Adana’nın gökyüzüne Ramazan Abiş’in aziz kanıyla yazılmış bir ŞEHADET belgesi bıraktı. O, sadece toprağa düşmedi; binlerce ülkücünün yüreğinde sarsılmaz bir destana dönüştü.
"Ramazan Abiş’in adı, bir işçinin davasına nasıl adandığını gösteren en büyük emeğin ta kendisidir. O, toprağa düştü ki, vatan ayağa kalksın."