"Vatan borcu için yola çıkmış bir yiğidin vedası, ebedi bir destana dönüştü."
YÜREĞİ ANADOLU, RUHU İSTANBUL
1958 yılında Ankara’nın kalbinde, Sinop Boyabatlı bir ailenin en küçük fidanı olarak dünyaya gözlerini açtı Attila Kurtuluş. Henüz çocukluk çağındayken, ailesi onu İstanbul’un Beykoz Tokatköy mahallesinin bereketli topraklarına taşıdı; o günden itibaren İstanbul, onun mücadelesinin ve adanmışlığının mukaddes mekanı oldu. Hayat yolculuğu sadeydi; ancak ruhu, çağının çetin rüzgarlarına karşı duracak kadar sağlamdı.
GURBETTEN YUVAYA SON DÖNÜŞ
Genç Attila’nın mesleği, kayıtlarda boş bırakılmış olabilir; zira o, ne bir unvanın ne de bir rütbenin peşindeydi. Onun tek ve nihai amacı, vatanına olan borcunu ödemekti. Şehadetinden kısa bir süre önce, yurt dışında işçi olarak çalışan babasının yanında Almanya’da bulunuyordu. Gurbetin rahatlığı onu oyalamadı. O, kalbine düşen çağrının sesiyle, askerlik görevini ifa etmek üzere, bir an bile tereddüt etmeden İstanbul’a geri döndü. Bu dönüş, bir iş gezisi değil, vazifeye çağrılan bir yiğidin yuvaya koşuşuydu.
VEDANIN GÖLGESİNDE: 10 KASIM 1978
Takvimler, genç bir devrin kapanıp, bir kahramanlık çağının açıldığı o acımasız tarihi gösteriyordu: 10 KASIM 1978. Askerlik yemininin eşiğinde olan Attila, son bir kez, davasına gönül vermiş yoldaşlarıyla vedalaşmak üzere yola çıktı. Adımları, üyesi olduğu Beşiktaş Ülkü Ocakları’na doğru atılıyordu. Bu, resmî görevi başlamadan önce, manevi kardeşliğine sunduğu son saygı duruşuydu.
Ancak kaderin çemberi, o gün acı bir tuzakla örülmüştü. Askerlik çağrısına cevap vermeye hazırlanan bu yiğit, veda yolculuğunda pusuya düşürüldü. İstanbul sokakları, Migros Mağazası’nın önünde, kör bir kurşunun hain sesiyle sarsıldı.
KAHRAMANIN EBEDİ MÜHRÜ
Attila Kurtuluş, askere gitmek için çıktığı bu yolda, üniformasını giyemeden, komünist militanlar tarafından vurularak şahadet mertebesine erişti. Onun kanı, sadece bir sokak köşesine değil, uğruna can vermeye hazırlandığı vatan toprağına dökülen ilk ve en büyük yemini oldu. O, görev yerine varamadan, fedakarlığıyla destan yazdı.
Attila Kurtuluş’un naaşı, İstanbul’un Beykoz semtinde, manevi huzurun simgesi olan Hz. Yuşa Mezarlığı’nda toprağa verildi. O gün, yirmi yaşındaki bir fidan devrilmiş; ancak onun cesareti, millî vicdanın en derin yerinde ölümsüz bir çınar gibi kök salmıştır.
"O, ertelemediği vazifesi uğruna canını ortaya koydu. Askerlik görevi başlamadan, şehitlik makamına yükselenler zümresinin ebedi neferi oldu."