"Kimi hayatlar, bir ders vermek için yeryüzüne iner; feda etmek, öğretmek ve asla eğilmemek için."
DOĞUŞ VE KİMLİĞİ: IŞIĞIN KAYNAĞI
Celal Durmuş, adanmışlık ve idealizm rüzgârlarının hüküm sürdüğü zorlu bir çağın kahramanıydı. Giresun'un Mesudiye Köyü'nde yanan o ilk ışık, 1955 yılını gösteriyordu. Kısa sürecek, ancak derin izler bırakacak bir ömrün ilk nefesiydi bu. Ailece Giresun'un Seldeğirmeni mahallesini yurt edinmişlerdi, ancak Celal’in yüreği, sadece bir mahallenin değil, tüm milletin geleceği için çarpıyordu.
Giresun Öğretmen Lisesi’nde aldığı eğitimle zihnini, Ülkü-Bir’in Giresun yönetim kurulundaki göreviyle ise ruhunu çelikleştirdi. O, sadece bir birey değil, memleket sevgisinin davasını omuzlayan genç bir neferdi.
KUTSAL GÖREVİN YOLCULUĞU
Celal Durmuş’un mesleği; geleceğe umut taşıyan, fidanları sulayan en kutsal görevdi: Öğretmenlik. Silahların değil, kalemlerin gücüne inanmıştı. Alucura ilçesine bağlı Armutlu Köyü İlkokulu’nda, en ücra köşelerde dahi milletin irfanını yükseltmek için çabaladı. O, sınıfları dolduran çocuk gözlerinde, ülkenin yarınlarını görüyordu. Bu kararlı duruş ve adanmışlık, onu karanlık emellerin hedefi haline getirdi. Çünkü O, bir öğretmenden öte, yıkılmaz bir ülkü abidesiydi.
ATEŞE YÜRÜYÜŞ: O KARANLIK GÜN
Takvimler, milletçe hüznün ve anmanın yaşandığı, ağır bir tarihi gösteriyordu: 10 KASIM 1976. Kader, bu idealist öğretmenin adanmışlığını, zaten yaslı olan o güne mühürledi. Celal Durmuş, Giresun sokaklarında, hayatın en masum ve insani eylemlerinden birini gerçekleştiriyordu: Bir arkadaşına misafirliğe gidiyordu. Bir çatışmaya değil, bir buluşmaya yürüyordu.
Ancak, idealizmin ateşiyle yanan kalbi, nefreti körükleyenlerin hedefindeydi. Barışçıl bir dostluk ziyaretine doğru attığı o son adımlar, karanlık bir pusu ile kesildi. Sol görüşlü Bekçi Ali Kaya tarafından açılan ateş, genç bir öğretmenin, bir Ülkü-Bir yöneticisinin ve vatanına adanmış bir kalbin üzerine çevrildi.
ŞEHADETİN ÖLÜMSÜZLÜĞÜ
10 Kasım 1976’da, Giresun toprakları, bir evladını daha bağrına bastı. Celal Durmuş, henüz 21 yaşındayken, ideallerinden zerre taviz vermeden ve en insancıl anda gerçekleştirilen alçak bir saldırıyla şehadet mertebesine erişti.
Celal Durmuş’un hayatı, bir biyografinin satırları arasında kaybolacak kadar kısa değil, milletin hafızasına kazınacak kadar destansıdır. O, öğretmenliğin sadece ders vermek olmadığını; vatan için dimdik durmanın da bir erdem olduğunu kanıtlamıştır. Silahlar susar, ancak fedakârlığın sesi sonsuza dek yankılanır.
"O, 10 Kasım’da son dersini verdi: Vatan sevgisinin bedeli, bazen can pahasınadır."