"Bazı hayatlar, kalem yerine kılıçla yazılır; bazı yürekler, ilmin ışığını imanın ateşiyle birleştirir. O, 23 yıllık ömrünü ülkü uğruna feda eden bir destandı."
KORKUTELİ'DEN YÜKSELEN GENÇ BİR YEMİN
Antalya’nın Korkuteli ilçesinden başlayan kısa ama müthiş bir yolculuktu onunkisi. Henüz 23 baharı geride bırakmış, geleceği aydınlatmak için yola çıkmış bir idealistti. Muammer Yalçın, bilimin kutsal ocağı olan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin öğrencisiydi; ancak onun için yalnızca insan bedeni değil, milletin ruhu da şifa bekliyordu. O, doktor olmayı hedeflerken, aynı zamanda davasının neferi olmayı seçti.
MÜCADELEYE ADANMIŞLIK: ALINAN RİSKLER
1980 ihtilalinin karanlık gölgeleri ülkenin üzerine düşerken, Muammer Yalçın korkusuzca en ön saflarda yer aldı. Öğrenci kimliğini bir kenara bırakıp, cesaretini kuşanarak Ülkü Yolu Derneği (ÜYD) Antalya İl Başkanlığı görevini üstlendi. Üniversite içinde teşkilat başkanlığı yaparak gençliğin iradesini temsil etti. O günlerin ağır atmosferinde, bu makamlar koltuk değil, fedakârlık yemini anlamına geliyordu. Muammer Yalçın, yurdunun geleceği için tıp önlüğünü kanla boyamayı göze almıştı.
ZULMÜN VE İŞKENCENİN SINAĞI
Hak ve adalet arayışındaki bu kararlı duruşu onu zalimlerin hedefi haline getirdi. Ülkücü mücadele içinde yer aldığı için tutuklandı. Ardından gelen günler, genç bir bedenin tahammül sınırlarını zorlayan işkencelerle geçti. Cezaevinin soğuk ve insanlık dışı şartları altında dahi onurundan taviz vermedi, başını eğmedi. O, hücrelerde çelikleşen bir imanın timsali oldu. İşkencenin yarattığı fiziksel travmaların ve cezaevi koşullarının birleşimi, genç kahramanın bedenini yavaşça ele geçiren sinsi bir düşmanı doğurdu: Kan kanseri.
SON SAVAŞ: HASTALIK VE İHMAL
Hastalık ilerlediğinde, Muammer Yalçın artık davası uğruna sadece özgürlüğünü değil, sağlığını da kaybetmek üzereydi. Cezaevi doktoru, bu genç adamın acilen hastaneye sevk edilmesi gerektiğini haykırıyordu; fakat zulüm yalnızca işkencede kalmamış, bürokratik ihmalde de kendini göstermişti. Cezaevi müdürü, bilinçli bir kararlılıkla hastaneye kaldırılma sürecini geciktiriyordu. Bu gecikme, onun hayatından çalınan her saat, kanserin zafer kazanması demekti. Kahramanımız, davasından vazgeçmediği için, hayati tedavi hakkından mahrum bırakılıyordu. Bu, soğuk bir demir parçasından daha acımasız bir infazdı.
10 KASIM’DA YÜREĞE KAZINAN ŞEHADET
İhmal, hastalığını dayanılmaz bir noktaya taşıdıktan sonra, son bir umutla Ankara’daki bir hastaneye kaldırıldı. Ancak zulmün elinde kaybedilen değerli zamanlar geri getirilemedi. Bütün tıbbi çabalara rağmen, Muammer Yalçın, henüz 23 yaşında, ömrünün en verimli çağında, davasına olan adanmışlığının bedelini canıyla ödedi.
O, tam da milletin büyük bir matemle anma gününe, 10 Kasım tarihine denk gelen o hüzünlü günde, Antalya’dan yola çıkan kutlu mücadelesini şehadetle taçlandırdı. O'nun hayatı, sadece baskıya direnmek değil, aynı zamanda ölümü hiçe sayarak davasına sadık kalmanın en dokunaklı belgesi oldu.
"Muammer Yalçın’ın duruşu, gençliğin cesaretini, bilimin ışığını ve 10 Kasım’ın hüznünü ebedi bir yeminle mühürledi. O, zulmün değil, davanın zaferiydi."