"Bazı hayatlar rakamlardan ibaret değildir; onlar, bir milletin vicdanına yazılmış, destansı bir duruşun mühürleridir."
FİLİBE’DEN YÜKSELEN YÜREK VE MİRASI
Tarih, 1920’yi gösterdiğinde, bu kahramanlık destanının ilk nefesi Bulgaristan’ın Filibe şehrinde duyuldu. HÜSNÜ ÖZALTINDERE, dört kardeşiyle birlikte, coğrafyanın zorluklarını omuzlamış, ancak gönlünü hep ana vatana adamıştı. O, sadece toprak değiştiren bir göçmen değil, köklerini derinlere salmış, Türkiye’de beş çocuğuyla yeni bir hayat inşa eden güçlü bir direniş timsaliydi.
MÜCADELE ATEŞİNDE ERİYEN LİDERLİK
Hayatını alın teriyle yoğuran bir ESNAF’tı. Züccaciyye dükkanı işletirken, elindeki her parça eşyayı sabırla yerleştirmesi gibi, ülkücü davasının temellerini de aynı titizlikle yerleştiriyordu. O, sıradan bir vatandaş olmaktan çok öteydi; siyasi hayatın en çetin cephelerinde bayrak taşıyordu. MHP Trakya Bölgesi müfettişliği gibi ağır bir görevi üstlenmiş, Eyüp ilçesi MHP Eski başkanı olarak teşkilatın sancaktarlığını yapmıştı. Mücadelesinin somut nişanesi olarak MHP’den İstanbul Belediye Meclis Üyesi seçilmişti. Hüsnü Özaltındere, rahatı değil, hakkı ve doğru bildiği yolu seçmiş, bu uğurda İstanbul’un siyasi sahnesinde devasa bir iz bırakmıştı.
SON YÜRÜYÜŞ: 10 KASIM 1979
Takvimler, milletin acı ve yasıyla dolu olan 10 KASIM 1979’u gösteriyordu. O gün, bir kahramanın hayatının son perdesi açılacaktı. İnancına olan bağlılığı, siyasi duruşu kadar sarsılmazdı. Her gün olduğu gibi, o sabah da, henüz şafak sökmeden, kutsal bir vazifeyi yerine getirmek üzere erken kalktı: Sabah namazı.
Evine yakında bulunan Abdi İpekçi Caddesi üzerindeki Hoca Hayri Efendi Camii’ye doğru yola çıktı. Bu kısa mesafe, onun adanmışlığının, korkuya galip gelen imanın en somut göstergesiydi. O, tehlikenin kol gezdiği o zorlu yıllarda dahi, ne siyasi görevinden ne de manevi yükümlülüklerinden taviz vermişti.
İMANIN KARŞISINDAKİ PUSU
Yürüyordu. Huzura, camiye, imanın sığınağına doğru attığı adımlar, ne yazık ki son adımları olacaktı. Karanlığın pususunu kurmuş olan komünist militanlar, bir ülkü devini, bir esnafı, bir aile babasını hedef aldılar.
Kurşunlar, inançla dolu göğsüne ve azimle düşünen başına isabet etti. Bir yiğit, hain bir saldırıyla yere düşüyordu. Hüsnü Özaltındere, o anda sadece canını değil, idealini feda ediyordu.
Tragedyaya eşlik eden en acı ve kahredici gerçek ise, şehit edildiği yer ile güvenliğin simgesi olan karakol arasındaki mesafenin sadece 20 metre oluşuydu. O, yardıma 20 metre kala, sarsılmaz duruşunun bedelini ödedi. Bir ülkü devi, inancından vazgeçmediği için, mücadelesinden dönmediği için, 10 KASIM 1979 günü İstanbul’da şehadet mertebesine ulaştı.
"O, sadece İstanbul'un sokaklarında değil, adanmışlık yemininin en kutsal sancağında, inancıyla vatanı arasında dimdik duran bir şehadet yıldızı olarak kaldı."