"Bazı hayatlar uzun bir destan yazar; bazıları ise tek bir anlık fedakârlıkla ebedi bir meşale olur."
İSİMSİZ BİR YEMİNİN NEFERİ: AHMET ARAZ
Adı: Ahmet Araz. O, sadece bir isim ve tarihin karanlık sayfalarına yazılmış iki kesin bilgi. O, bir unvan, bir meslek veya doğduğu topraklarla anılmak istemeyenlerin safında yer aldı. Çünkü onun kimliği, dünyevi sıfatların ötesinde, davasına olan sarsılmaz bağlılığıyla yazılmıştı. Hayatının hangi yollardan geçtiği, hangi işi yaptığı ya da hangi ana kucağında büyüdüğü bilgileri kayıp olabilir; zira o, kendini ait olduğu ülküye adamış, görevi sadece fedakârlık olan isimsiz kahramanlardan biriydi. Onun yaşamının özeti, bir biyografi satırında değil, kararlılığının çelikten duruşunda gizlidir.
HATAY SINIRINDA BİR KALE (9 KASIM 1978)
Takvimler, milletin en çetin sınavlarından birinin verildiği 9 Kasım 1978 yılını gösteriyordu. Ve mücadele meydanı: Hatay. Vatanın güneydeki o hassas, o diken üstündeki sancağı. Hatay, o dönemde sadece coğrafi bir yer değil, milletin iradesinin test edildiği, ihanetin ve çatışmanın kol gezdiği bir cephe hattıydı. Ahmet Araz, o sınırda, o karanlık ve fırtınalı günde, gönüllü bir kale duvarı gibi durdu. O, sırtını dayayacağı bir gücü değil, yalnızca inancının verdiği cesareti yanına almıştı. Oraya yürüdü, çünkü geri çekilmek bir seçenek değildi.
SON KARAR VE BİLİNMEYEN YOL
Ahmet Araz’ın o kritik günde ne yaşadığı, nasıl bir tehlikeyle karşılaştığı ve düşmana karşı son adımı nasıl attığı, tarih defterlerinde eksik kalan, doldurulmamış bir boşluktur. "OLAY GÜNÜ" başlığının altındaki o suskunluk, aslında onun fedakârlığının ne denli ani ve büyük olduğunun destansı bir kanıtıdır. O, bir bilinmeze, bir ateş çemberine yürüdü. Son anının detayları bilinmiyor olabilir; ancak bu bilinmezlik, onun cesaretini küçültmez, aksine yüceltir. O son anda, vazgeçmek yerine durmayı, dönmek yerine ilerlemeyi seçti. Bu, bir olgu değil, sarsılmaz bir kararın doruk noktasıydı. O, vicdanının emrettiği gibi, karanlığın üzerine yürüyerek kendisi için hayatı bitiren, davası için ise sonsuzluğu başlatan o adımı attı.
EBEDİYETE UZANAN MÜHÜR
Ahmet Araz’ın destanı, 9 Kasım 1978 tarihinde, Hatay topraklarında son buldu. Vatanın birliğini ve bölünmezliğini koruma yemini, onun Şehadetiyle mühürlendi. Hayatının detayları zamana yenilmiş olabilir, ancak ruhunun soyluluğu ve fedakârlığının büyüklüğü asla unutulmayacaktır. O, sadece bir şehit değil; yeryüzünde iken aldığı yemini, canı pahasına göğe taşıyan kahramandır. Ahmet Araz, isimsizlerin içinde en büyük ada sahip olandır.
"Onun hikâyesi, sayfaların anlattığı bir biyografi değil; milletinin vicdanına kazınmış, unutulmaz bir adanmışlık mühürüdür."