"On sekiz yıllık bir ömrün, sonsuzluğa atılan en kahraman adımıdır onun hikâyesi. Unutulan bir tarih değil, kalplere kazınan bir yemindir."
I. KİMLİK VE YEMİN
Ankara’nın Çubuk İlçesi’nde doğan bir yiğit fidanıydı Bekir Bağ. Ömrü, henüz baharında, sadece 18 yıl ile sınırlıydı. Ailesiyle birlikte Abidinpaşa semtinde, vatan sevgisinin sıcaklığıyla büyüyen bu genç, erken yaşta davasına adanmış, ülkücü mücadelenin en zorlu günlerinde en ön safta, yiğitçe yer almıştı. O, sadece bir genç değildi; o, idealizmi ve inancıyla çelikleşmiş bir ruh, gelecek nesillere cesaretin ne olduğunu gösterecek bir meşaleydi.
II. ABİDİNPAŞA’DAN ATEŞ ÇEMBERİNE
Ülke, 12 Eylül 1980 darbesinin karanlığına büründüğünde, zulmün ilk hedefi, henüz reşit bile sayılmayacak bu genç kahramanlar oldu. Bekir Bağ, inancından zerre taviz vermediği için hedef seçildi. Askerler, onu ailesinin sıcak yuvasından, Ankara Abidinpaşa’dan zorla kopardılar. Onu tutukladıklarında, bir genci değil, diz çökmeyen bir iradeyi esir aldıklarının farkındaydılar.
III. ZULMÜN CEHENNEMİ: MAMAK
Bekir Bağ, adının anılması bile dehşet saçan, Mamak C-5 denen meşum cehenneme atıldı. Burada, polis ve askerin kol kola girerek uyguladığı insanlık dışı muamelenin hedefi oldu. Günlerce, aralıksız işkenceye maruz kaldı. Onlar, onun bedenini kırmak değil, ruhunu teslim almak istiyorlardı. Ona, işlemediği suçları yüklemek, davasını inkar ettirmek için en ağır baskıyı uyguladılar.
Fakat 18 yaşındaki bu kahraman, yanan Mamak duvarları arasında dahi eğilmedi. Ardından, Mamak askeri cezaevine, tek başına bir hücreye koyuldu. İşkenceler hız kesmeden devam etti. Her acı darbe, onun onurunu daha da yücelten bir nişaneye dönüştü. O, çelikleşmiş duruşuyla, zalimlerin kirli senaryolarını yırtıp attı.
IV. SON NEFES, SESSİZ DİRENİŞ
Ve o karanlık 08 Kasım 1980 günü geldi.
Olay günü yaşananlar, o hücrenin dört duvarı arasında kaldı. Detaylar, zulmün elinde bir sır olarak mühürlendi; çünkü zalimler, bu şehadetin destanlaşmasından korkuyordu.
Bilinen tek gerçek şuydu: Bekir, Mamak’ta, hücresinde can verdi. Onu öldürdüler. Bekir Bağ, inancını satmadığı, adını lekelemediği ve dimdik durduğu için, canıyla bedel ödedi.
Fakat zalimler, işledikleri cinayetin sorumluluğunu üstlenecek kadar cesur değillerdi. Suçlarının utancını gizlemek için en çirkin yalana sarıldılar: "Kendini astı" dediler. Onlar, bu yalanla hakikati boğabileceklerini sandılar. Oysa Bekir Bağ’ın bütün vücudu, aldığı yaralarla, maruz kaldığı işkencenin açık kanıtlarıyla kaplıydı. Onun bedeni, çektiği zulmün canlı şahidiydi.
V. ŞEHADET VE HESAP GÜNÜ
Zalimler, hakikatin ortaya çıkmasından öylesine korkuyorlardı ki, adeta yıldırım hızıyla hareket ettiler. Otopsi yapılmasına izin verilmedi. Gerçeklerin ortaya çıkacağı her kapı kapatıldı. Bekir Bağ’ın cenazesi alelacele, kimsenin itiraz edemeyeceği bir hızla defnedildi.
Ancak ne aceleyle yapılan defin, ne de söylenen kirli yalanlar, bu kahramanlığın üstünü örtmeye yetmedi.
Evet, belki bu dünyada, o günün adaletsiz ortamında katiller geçici olarak hesap vermekten kaçabilmişlerdi. Ama Bekir Bağ, 08 Kasım 1980’de Ankara’da, onurunu satmadığı için şehit olmuştu. Ve onun yara bere içindeki bedeni, huzuru mahşerde zalimlerden hesap soracak en güçlü delil olarak beklemektedir.
"Bekir Bağ’ın 18 yıllık ömrü, zulmün en ağır işkencesi altında dahi eğilmeyen bir ruhun, sonsuza dek sürecek olan hürriyet yeminidir."