"Bir milletin namusu, o namusu sorgusuz sualsiz korumaya yemin edenlerin son adımıyla mühürlenir."
KİMLİĞİ VE İLK YEMİN
O, vatanın en genç, en yiğit evlatlarındandı. Adı COŞKUN TÜRKMEN. Doğuşu, Karadeniz’in hırçın rüzgârlarını ve sarsılmaz yiğitliğini taşıyan Trabzon’a mühürlenmişti. 1979 yılı geldiğinde henüz 26 bahar yaşamıştı. Bu kısacık ömrüne, inançlarını ve milliyetçilik aşkını sığdırmış, kendini ülkücü hareketin davasına adamıştı. Onun için polis üniforması sadece bir meslek değil, uğruna yemin ettiği mukaddes değerlerin görünür kılınmış zırhıydı.
ADANMIŞ BİR ÖMÜR VE KUTSAL NÖBET
Görev yeri, Ankara’ydı. Ulusun kalbinin attığı başkentte, kritik bir sorumluluk üstlenmişti: Hassas Bölgeler Koruma Müdürlüğü’nde polis memuruydu. O, sadece binaları değil, milletin ruhunu koruduğuna inanıyordu. Kayıtlara geçen kuru bir cümle onun ruhunu anlatmaya yetiyordu: “Aşkla ve şevkle çalışıyordu.” O, vatanı sevmenin kuru bir laftan ibaret olmadığını biliyordu; bu sevda, her an tetikte durmayı, her nefeste fedakârlığı gerektiriyordu. POL-BİR üyesi olarak, mesleğini idealiyle birleştirmiş, üniformasını vatanseverliğin sancaktarı yapmıştı.
YÜREĞİN SEÇİMİ VE SON DİRENİŞ
Takvimler 8 Kasım 1979 Perşembe gününü gösteriyordu. Ankara’da, puslu bir sonbahar öğleden sonrasıydı. Coşkun Türkmen, annesini ziyaret etmenin sıcak huzurundan henüz ayrılmıştı. Belki de aklında, bir sonraki görevinin planları, geleceğe dair umutları vardı. Ancak bir kahraman, görev yerinden uzakta olsa bile, tehlikeyi sezme yeteneğine sahiptir. Hamamönü Semti Alparslan Sokak’ta saat 15.30 sıralarında, omuzlarına yüklenmiş olan milli sorumluluk hissi, onu durmaya zorladı.
Gözüne çarpan 4 şüpheli kişi vardı. Masum bir görünüm altında, sözde bir "anket" bahanesiyle dolaşıyorlardı. Fakat bu genç polis, o karanlık dönemin hangi sinsi tuzakları barındırdığını çok iyi biliyordu.
Bir an tereddüt etmedi. Görevi olmadığı halde, kalbindeki vatan aşkının emriyle, tehlikenin tam ortasına doğru yürüdü. Yalnızdı, ama ruhunda binlerce yıllık bir ordu taşıyordu. O dört kişinin yanına cesaretle yaklaştı ve kanun namına, hakkı olanı, kimliklerini sordu.
8 KASIM'IN ŞAFAĞI VE EBEDİ ŞEHADET
Coşkun Türkmen, sadece bir polis memurunun rutin sorusunu sormuştu; ancak karşılık olarak aldığı şey, milletin birliğine yöneltilmiş hain bir kurşun yağmuru oldu. O 4 karanlık gölge, kimlik göstermek yerine, silaha sarılarak en alçakça saldırıyı gerçekleştirdi.
Yiğit Coşkun Türkmen’in bedenine 4 kurşun isabet etti. Vücudunun en hassas bölgesi, görev aşkıyla çarpan yüreği hedef alınmıştı. O, yere yığılırken bile vazifesini yapmış, tehlikenin maskesini düşürmüştü.
Hastaneye kaldırılmaya çalışılırken, Ankara sokaklarında, 26 yıllık ömrünün en yüce mertebesine erişti. 8 Kasım 1979 Perşembe günü, yolda, ebedi makamına ulaşmak üzereyken şehadet şerbetini içti. O gün, vatan nöbetinde bir yıldız daha kaydı; ama onun kanı, vatanın korunması için atılan o son adımın destanı olarak tarihe yazıldı.
"Kahramanlar ölmez. Onlar sadece, gökyüzünün en hassas bölgesini korumak üzere ebediyete intikal ederler."