"Bazı hayatlar, sadece yaşadıklarıyla değil, bıraktıkları o son, sarsılmaz duruşla destanlaşır."
YÜREĞİNDE VATAN SEVDASI TAŞIYAN ADAM
Adana toprağının sadık bir evladıydı Mehmet Kandemir. 46 yıl boyunca, hayatı boyunca taşıdığı sarsılmaz inançla, kendi ocağının ve mahallesinin direği oldu. Kocavezir Mahallesi’nin tanıdığı, saygı duyduğu bir esnaftı; bir kasap, helal rızkının peşinde koşan, alın teriyle ailesini geçindiren bir kahraman. O, yedi çocuğuna babalık eden bir çınardı. Mehmet Kandemir, bir dükkânın içinden, mesleğini icra ederek ülkücü duruşunu asla gizlemeyen, mütevazı ama vakur bir idealistti.
ADANMIŞ BİR ÖMÜR: BIÇAĞIN UCUNDAKİ ONUR
Ülkenin en çalkantılı, en zorlu dönemi yaşanıyordu. 12 Eylül 1980 sonrası dahi, karanlık ideolojilerin ve yıkım arayışlarının gölgesi Adana sokaklarından çekilmemişti. Pek çok kişi köşesine çekilirken, 46 yaşındaki Mehmet Kandemir, inancının gereği olarak görevini sürdürdü. Onun için dükkânının kepengini her sabah kaldırmak, millete ve devlete olan bağlılığın sessiz bir yemininden farksızdı. Mahallede fitne ve nifak tohumları ekmeye devam eden devrimci-komünist militanlara karşı duruşu, kuru bir siyaset değil, memleket sevdasıyla bilenmiş bir onur meselesiydi. O, sadece et ve kemik değil, hakkı ve doğruyu tartıyordu.
KASAP DÜKKÂNINDA YÜKSELEN SES
Ve o karanlık gün geldi. Takvimler 07 Kasım 1980’i gösteriyordu. Akşam vaktiydi. Günün yorgunluğu ve bereketi, dükkânın loş ışıklarına sinmişti. Tam da ekmeğinin peşindeyken, hain pusunun gölgesi dükkânın kapısına düştü. Kin ve kanla beslenen, soysuzluğun bayrağını taşıyan caniler, Mehmet’in hayat kalesine saldırdılar.
Silahlarını ateşlediler. Bu kurşunlar, sadece bir vücuda değil; 46 yıllık bir duruşa, 7 evladın geleceğine ve bir davanın sarsılmazlığına sıkıldı. Mehmet Kandemir, dükkânının eşiğinde, hakkın ve helal kazancın ortasında, haysiyetli bir mücadele adamının son neferliğiyle şehadet makamına yürüdü. O, sırtını dönüp kaçmak yerine, alnı açık bir şekilde inandığı değerler uğruna düşmüştü.
ŞEHADETİN ATEŞTEN MİRASI
Mehmet Kandemir’in şehadeti, sadece kendi hayatının sonu değil, aynı zamanda ailesi için tarifsiz bir ateşten imtihanın başlangıcı oldu. Henüz o son kurşunlar yankılanırken bile, yiğit oğullarından biri, zaten davası uğruna cezaevinin demir parmaklıkları arasındaydı.
Yetmedi. Babasının şehadetinin acısıyla ifade vermeye giden bir diğer oğlu, emniyetin karanlık dehlizlerinde işkenceye maruz kaldı ve ardından hapsedilerek zulme ortak edildi. Bu durum, Mehmet Kandemir ailesinin, vatan ve ideal uğruna sadece bir canı değil, aynı zamanda nesiller boyu süren bir çileyi omuzladığının destansı bir kanıtıdır.
Mehmet Kandemir, Adana Asri Mezarlığı’nın kutsal toprağına, yedi evladın yetim babası ve bir davanın ölümsüz kahramanı olarak emanet edildi. Onun fedakârlığı, Adana’nın taş duvarlarına yazılmış bir and, yüreğiyle inanan herkese bırakılmış bir onur dersidir.
"Onun keskin bıçağı kurban et ve kemik ayırdı; ancak inancı, nesiller boyu sürecek bir destanı başlattı."