"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir sancağın dik duruşu için, adanmış bir yüreğin fedasıyla yazılır."
ŞANLIURFA’DAN YÜKSELEN SES: BİR İŞÇİNİN YEMİNİ
Şanlıurfa’nın kutsal topraklarında doğan, adı ve eylemleriyle destanlaşan bir işçi kahramandı Şükrü Deşik. 43 yıllık ömrünü, sadece ailesinin değil, milletinin onuru için bir mücadele alanı olarak gördü. Evli, tam dokuz evlada sahip bir babaydı o; sırtında sadece bir işçinin yükü değil, geleceğe dair bir ülkü taşıyan bir feda ehli.
Alın terinin kutsallığına inanarak Ceylanpınar Tarım İşletmelerinde çalışıyordu; ancak onun duruşu ve iradesi, onu sıradan bir işçiden çok daha öteye taşıdı. O, duruşuyla da, mücadelesiyle de Ceylanpınar’ın çelikleşmiş iradesiydi.
DİRENİŞİN MİMARI VE İRADE SAVAŞI
Şükrü Deşik, sadece bir çalışan değil, aynı zamanda işçi sınıfının haklarını omuzlayan bir liderdi. Tarım İş Sendikası Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmiş, Ceylanpınar Tarım-İş şube başkanlığını ise bir şeref nişanı gibi taşıyordu.
Ancak bu görevin ardında büyük bir tehlike ve büyük bir zafer gizliydi. Çalıştığı işletmeler, yıllardır süregelen karanlık bir tahakkümün, DİSK’in hakimiyeti altındaydı. Bu durum, sadece bir sendika çekişmesi değil, milli iradenin zincirlenmeye çalışıldığı bir cepheydi.
Yüreğindeki vatan sevgisi ve davasına olan sarsılmaz sadakati, Şükrü Deşik’i bu zorlu savaşın ön saflarına itti. O, sadece gayretiyle, inancıyla ve cesaretiyle bu yıllanmış hakimiyet kalesine meydan okudu. Ve başardı! Onun omuzlarındaki çaba sayesinde, karanlık gölge yıkılmış, milli irade Ceylanpınar’da yeniden tesis edilmişti. Bu zafer, kahramanın adını tarihe altın harflerle yazdı, ancak ne yazık ki hainlerin nefret listesinin de başına koydu.
07 KASIM 1979: SON SABAHA YÜRÜYÜŞ
Tarih 07 Kasım 1979’u gösterdiğinde, Şükrü Deşik, her sabah yaptığı gibi, ailesini geride bırakarak evinden ayrıldı. Hedefinde Ceylanpınar Üretme Çiftliği vardı; görev kutsaldı, durmak yoktu.
Ancak özgürlüğün bedelini canıyla ödeyeceği o karanlık pusu Gaziantep Mahallesi’nde kurulmuştu. Onun ilkelerinden korkan, onun iradesine boyun eğmeyen bölücü komünistler, aydınlık adımlarını durdurmak için alçakça bir planı devreye soktu.
Sözün bittiği yerde, hain silahlar konuştu. O yiğit, arkasında bıraktığı destansı zaferin bedelini öderken, kararlılıkla yürüdüğü yolda, bir ‘yaylım ateşi’ altında şehit edildi. Onun düşüşü, yenilmişliğin değil, tam tersine, davasına son nefesine kadar sadık kalmış bir kahramanın mühürlenmiş zaferiydi.
SÖNMEZ BİR ATEŞ: EBEDİ İSTİRAHATGAH
Şanlıurfa’nın Şükrü Deşik’i, işçi sınıfının haklarını ve milli değerleri savunurken 43 yaşında feda-i can etti. O gün, sadece bir baba ve bir lider değil, uğruna savaştığı her ilkenin canlı kanıtı toprağa verildi.
Cenazesi, büyük bir vakarla Ceylanpınar Mezarlığı’nda ebediyete uğurlandı. Şükrü Deşik’in adı, bir baskı rejimini yıkan, iradesiyle tarih yazan ve bu uğurda can veren mübarek bir direnişin sembolü olarak kalplere kazındı.
"Yıkılan bir tahakkümün ardından kalan sessizlik, Şükrü Deşik’in 43 yıllık ömrünün sancağıdır; bir işçinin cesareti, milletinin ruhuna mühürlenmiştir."