"Bazıları göğsünü siper etmeyi, sadece bir görev değil, bir yemin olarak bilirler. Onlar, en karanlık günde dahi vatanın sarsılmaz kalkanıdır."
KASTAMONU’DAN İSTANBUL’A TAŞINAN YEMİN
Kastamonu’nun kadim toprağı Taşköprü’de filizlenen bir adanmışlık ruhuydu o. Adı, Ali Yaşar Günaydın. Bir meslek sahibi olmanın ötesinde, kutsal bir vazifenin neferiydi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün koridorlarında bir Komiser Muavini olarak görev yaparken, yüreğinde taşıdığı sarsılmaz ülkücü kimliği, resmiyetin çok ötesindeydi. O sadece üniformalı bir görev adamı değil, vatanın bekası için yola çıkmış bir inanç savaşçısıydı. Zeytinburnu Yenidoğan mahallesinde, geride iki küçük emanet ve sevgili eşiyle kurduğu yuvasını, milletine olan borcuyla dengelemişti.
MÜCADELE SAFLARINDAKİ TERCİH VE SADAKAT
Ali Yaşar Günaydın, 1970’lerin kutuplaşmış, fırtınalı denizinde pusulasını şaşırmayanlardandı. O günlerin karanlık çağında, emniyet teşkilatı içindeki ayrışmada duruşunu netleştirdi. Komünist ideolojinin yayıcısı olan POL-DER’in çekim alanına kapılmadı. Cesaretle ve kararlılıkla, vatanın ve milletin safında yer alan POL-BİR’in onurlu üyeliğini seçti. Bu, sadece bir dernek üyeliği değil, milletine ve değerlerine bağlılığının en açık ilanı, sadakatinin somut bir bedeliydi. O, tehlikenin ortasında bile ilkelerine ihanet etmeyip, doğru bildiği yolda yürüyen bir kahramandı.
O KARANLIK GÜN: 07 KASIM 1979
Tarih 07 Kasım 1979 sabahını gösteriyordu. İstanbul, henüz uyanmamış, kahpeliğin gölgesi Yenidoğan mahallesinin üzerine çökmüştü. Ali Yaşar Günaydın, görevine gitmek üzere her zamanki gibi evinin önündeki arabasına yöneldi. Ancak o sabah, pusudan beslenen, alçaklığa sığınan komünist militanlar, namlularını korkakça siperlerinden uzatmışlardı.
SON DİRENİŞ VE KAHRAMANLIK ATEŞİ
Çapraz ateş başladığında, Ali Yaşar Günaydın'ın kalbi saniyeler içinde bir babadan, bir Komiser Muavininden, bir Ülküdaşa dönüştü. Teslim olmayı aklından dahi geçirmedi. Düşmanının çokluğunu umursamadan, anında silahına davrandı. O anda sergilediği refleks, bir kahramanlık eylemiydi; düşman, Ali Yaşar’ın çelikten iradesiyle karşılaştığını anlamıştı.
Açılan kahpe ateşe rağmen, yurduna pusu kuran "itlerden birini" isabet ettirerek yaraladı. O, son nefesinde dahi düşmana diz çöktürmüş, karşı koyuşun en onurlu dersini vermişti. Ancak bu şanlı direnişin bedeli ağır oldu. Vücuduna isabet eden mermiler, vatanına olan borcunu hayatıyla ödediğini ilan ediyordu.
Aldığı bu ağır yaralardan dolayı, görevine ulaşamadan, evinin önünde, kararlılığın ve cesaretin destanını yazarak şehit düştü. Ali Yaşar Günaydın, 07 Kasım 1979’da yalnızca bir can vermedi; o, karanlık günlerde dahi hakkın yanında duranların, son nefesine kadar mücadele edenlerin ebedi sembolü oldu.
"Ali Yaşar Günaydın düşmedi, sadece yurdun bağrına gömüldü. Ve yeminleri, 07 Kasım 1979 sabahının soğuk mermilerinden daha güçlü çıktı."