"Bazı hayatlar yıllarla değil, taşıdıkları davanın ağırlığıyla ölçülür. Onlar, en karanlık çağlarda bile sönmeyen meşalelerdir."
KÖK: TOPRAĞIN VE DÜŞÜNCENİN YÜREĞİ
Zeki Kaya… Adı, 07 Kasım 1979 tarihine, bir milletin hafızasına kazınan yiğitlik ve fedakârlığın sembolüdür. O, Uşak’ın Banaz İlçesi’ne bağlı Baltalı Köyü’nden fışkıran, vatan sevdasıyla yoğrulmuş bir iradeydi. Henüz hayatının baharındaydı; 26 yaşında, evliliğin sıcaklığı ve iki masum çocuğun babalık onurunu taşıyordu. O, en zorlu fırtınalara rağmen yuvasını koruyan bir çınar, ailesine adanmış bir kalkan idi.
BİR TERZİNİN YÜKÜ: HİZMET VE DİRENİŞ
Zeki Kaya, elleri iğne iplikle, kumaşlarla yoğrulmuş bir zanaatkârdı; mesleği terzilikti. Ama o, sadece giysileri değil, milletinin idealini de özenle dikiyordu. Gündüzleri terzihanesinde alın teri dökerken, akşamları omuzlarına yüklenen ağır bir sorumluluğu taşıyordu: MHP Uşak Merkez İlçe Başkanlığı.
Onun duruşu, Uşak’ın merkezinde, İsmetpaşa Caddesi’ndeki küçük dükkânından yükselen gür bir sedaydı. O, makasın keskinliğini davasının kararlılığına, ipliğin sağlamlığını inancının bağlılığına dönüştürmüştü. Onun liderliği, sadece bir görev değil, milletinin vicdanına verilmiş bir yemindi.
DÜKKANINDAKİ SAVAŞ: SARSILMAZ MEVZİ
Zeki Kaya’nın dükkânı, uzun zamandır bir sığınak değil, bir cepheydi. Karanlık eller, onun sarsılmaz duruşundan rahatsızdı. Bu direnişin bedeli ağırdı; terzihanesi, o dönemde hüküm süren komünist militanlar tarafından defalarca tahrip edilmişti. Her saldırı, ‘vazgeç’ çağrısıydı.
Fakat o, her tahribattan sonra, tıpkı kırılmaz bir ruh gibi, dükkanının camlarını, kapılarını yeniden onardı. O, tehditlere boyun eğmeyen, ailesinin rızkını kazandığı o kutsal mekânda, ülkülerinin sancağını yere düşürmemeye yemin etmiş bir kahramandı. O, bile isteye ateşe yürüyordu; çünkü geri çekilmek, onun lügatinde yoktu.
07 KASIM 1979: KAHRAMANLIĞIN SON PERDESİ
Kader, 07 Kasım 1979 akşamı, Uşak’ın üzerine çöken bir karanlıkla yazıldı. Saatler 20.00’ı gösterdiğinde, İsmetpaşa Caddesi Adaş Sokak’taki terzihane, hain bir pusuya sahne oldu. İki komünist militan, kalleşçe bir baskınla, Zeki Kaya’nın üzerine mermilerini boşalttılar.
O, kendi mevzisinde, ekmeğinin peşinde ve davasının başında yakalandı. Aldığı yaralar ölümcüldü, ancak o an sergilediği duruş, zanaatkârın değil, bir savaşçının son direnişiydi. Ağır yaralı halde Uşak Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Hekimlerin tüm çabasına rağmen, Zeki Kaya, o gece kurtarılamayarak şehadet mertebesine erişti.
26 yaşında, iki çocuğunu yetim bırakarak, Uşak’ın karanlık sokaklarında inanç ve cesaretle mühürlediği hayatını, Yüce Dava uğruna feda etti. O, bir terziydi; ama bıraktığı iz, milleti saran bir kumaş gibi sağlam ve ebedi oldu.
"Şehitler ölmez; onlar, sadece bedenlerini toprağa emanet eder ve dikişleri sökülmeyecek destanlar yazarlar."