"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları günlerle değil, uğruna can verdikleri davanın sonsuzluğuyla ölçülür."
OSMANİYE’NİN DİRENEN EVLADI
Tarih, sadece büyük savaşların değil, inancını kalbinde taşıyan adsız yiğitlerin omuzlarında yükselir. Bu yiğitlerden biriydi Ali Akçam. Osmaniye’nin bereketli topraklarında, Kadirli İlçesi’ne bağlı Harkaçıktığı Köyü’nde doğan bu genç adam, ruhunu çelik gibi sağlam inançlarla besledi. O, henüz 25 yaşındaydı ve hayatının baharındaydı; evliydi ve sırtında yuvasının sorumluluğunu taşıyordu. O, sadece bir işçiydi; fakat duruşu, bir komutandan farksızdı.
FABRİKANIN SAVAŞ ALANI VE İŞÇİNİN YEMİNİ
Ali Akçam’ın ekmeğini kazandığı yer Adana Güney Sanayi Fabrikasıydı. Ancak 1979 yılının o zorlu günlerinde, sanayi tesisleri sadece üretim yapılan yerler değil, aynı zamanda ideolojilerin keskin kılıçlarla çarpıştığı cepheler haline gelmişti. Mesleği işçilik olan Ali Akçam, alın teriyle kazandığı rızkının peşindeyken dahi inançlarından zerre ödün vermedi. Fabrikanın içinde komünist militanlar tarafından hedef gösterildi, tehdit edildi. Ama o, geri adım atmadı; susturulmayı veya boyun eğmeyi reddetti. Onun için tehlike, davasının büyüklüğünün bir kanıtıydı. O, vicdanının sesini iş makinalarının gürültüsünden daha yüksek tutmayı seçti.
6 KASIM 1979: SON VARDİYA VE SON KARAR
Tehditlerin gölgesinde geçen bir günün ardından, 06 Kasım 1979 akşamı, vardiyanın bitiminde fabrikanın kapısından son kez çıktı. Adana’nın Döşeme Mahallesi’ne doğru attığı her adım, bir kahramanın kendi kaderine yürümesi gibiydi. O, kendisine kurulan pusuyu sezdi mi bilinmez; ama o gün, geri dönme şansı varken dönmedi.
Karanlık gölgeler, inancından taviz vermeyen bu yiğidi susturmak için yolunu kesti. Komünist militanlar, korkakça kurdukları pusu ile Ali Akçam’a kurşun yağdırdılar. O, inandığı değerler uğruna düşerken bile, geride bıraktığı duruşuyla zalime karşı bir destan yazdı.
YÜREĞİNİN BIRAKTIĞI İZ
Ağır yaralıydı. Canını kurtarmak için kaldırıldığı S.S.K Hastanesi’nde tüm çabalara rağmen kurtarılamadı. O akşam, 06 Kasım 1979’da, 25 yıllık kısa ama şerefli ömrünü tamamlayarak Şehadet mertebesine erişti. Bir işçi, sadece inancını savunduğu için hayatını feda etti.
Onun bedeni, doğduğu topraklara, Kadirli’ye geri döndü. Şehidimizin naaşı, manevi bir sığınak olan Hasan Dede Türbesi’nin yanındaki ebedi istirahatgâhına defnedildi. Ali Akçam, fabrikada susturamadıkları sesini, canını feda ederek tüm Türkiye’ye duyurdu. O, sadece Adana’da değil, bir milletin vicdanında ebedi bir meşale yaktı.
"O, çelikten dişlilerin arasında davasından dönmeyen, 25 yıllık ömrüyle bir milletin vicdanına mühür vuran adsız bir kahramandır."