"Öyle bir adanmışlık vardır ki; en sert metal, en keskin kurşun bile o imanın karşısında eğilir. Halil İbrahim, emeğiyle yazdığı destanı kanıyla mühürleyen kahramandır."
KÖKENİ VE ÇAĞRISI
O, yurdun en derininden, Malatya’nın Doğanşehir ilçesi Polat Köyü’nden yükselen bir sesin cisimleşmiş haliydi. Kimliği sade, duruşu asildi: Halil İbrahim Sefi. Ellerindeki nasır, yalnızca yılların yorgunluğunu değil, aynı zamanda millete adanmışlığın onurlu mührünü taşıyordu. Mesleği işçiydi; bu vatanın temel taşlarını alın teriyle yığan adsız kahramanlardan biriydi.
EMEĞİN YÜREĞİNDE BİR DİRENİŞ
Halil İbrahim’in adanmışlık arenası, Denizli’nin çetin sanayi sahası, Sarayköyü Tekstil fabrikasıydı. Orada omuz omuza çalıştığı emekçilerin hakkını ve haysiyetini savunmak için, MİSK saflarında kararlı bir mücadeleye girişti. Fabrika, ideolojik bir cephe haline gelmişti ve karanlık ellerin hakimiyeti (DİSK), işçinin alın terini zehirliyordu. Halil İbrahim Sefi, bir nefer olarak bu zulmün karşısına dikildi. O’nun ve ülküdaşlarının sarsılmaz duruşu sayesinde, fabrika duvarları yeniden milli iradenin sesiyle yankılandı. MİSK’in bayrağı, emeğin onurlu mücadelesiyle dalgalanmaya başladı. Bu, sadece bir sendikal başarı değil, bir zihniyet savaşının zaferiydi.
6 KASIM 1979: SON ADIM
O, görevini tamamlamış, inancını zaferle taçlandırmıştı. Takvimler 6 Kasım 1979’u gösterirken, mesaisini bitirmiş, davasına adanmış diğer milliyetçi-ülkücü işçilerle birlikte evine doğru yol alıyordu. Onların sırtında, günün yorgunluğu ve yüreklerinde gelecek güzel günlerin umudu vardı.
Ancak ideolojinin kini, namlunun ucunda pusu kurmuştu.
ŞEHADET ANITI: ÇARŞI MEYDANI
Yolculukları, Denizli Çarşı Meydanı’na yaklaştıklarında hain bir saldırıyla kesildi. Devrimci-komünist militanlar, kalleşçe bir tuzakla, barışın ve emeğin savunucularına ateş açtı. Bu, dürüstlüğe karşı fırlatılan bir kurşundu.
Kargaşanın ortasında, vatan için mücadele eden üç ülküdaşı ağır yaralandı. Fakat Halil İbrahim Sefi, o anı, bir işçinin ancak kanıyla ödeyebileceği en büyük bedelin anına dönüştürdü. O, geri çekilmedi; davasından, inancından ve emekçi kardeşlerinden vazgeçmedi.
Denizli semaları, Halil İbrahim’in son nefesini, 42 yıl önce Polat Köyü’nde başlayan o destansı yolculuğun zirvesi olarak kaydetti. O, Sarayköyü’nün işçisiydi; ama 6 Kasım’da, idealler uğruna şehadet şerbetini içerek, milletin gönlünde sönmez bir meşaleye dönüştü.
"Şehit Halil İbrahim Sefi, yalnızca bir işçi değildi; o, hakkı savunanların ebediyete yürüyen son adımı, emeğin destanını kanıyla yazan Yüce Türk’ün simgesiydi."