"Bazı hayatlar yıllarla değil, taşıdıkları idealin ağırlığıyla ölçülür."
YÜREĞİNDEKİ MÜHÜR VE KİMLİĞİ
Bingöl’ün kadim topraklarında, Üçkaya Köyü’nde açtı gözlerini dünyaya. Adı Ahmet Baylaz’dı. Bu ismin, 05 Kasım 1978 günü, Bingöl sokaklarında bir destana mühürleneceğini henüz kimse bilmiyordu. Henüz 20 yaşındaydı. Gencecik ömrünü, yaşadığı Bingöl İl Merkezinin ve tüm vatanın geleceğine adamıştı. O, sadece bir genç değil; tertemiz bir ülküye inanmış, geri dönmeyi asla düşünmeyen bir davanın yılmaz neferiydi.
VATAN İÇİN BİR NEFER: 20 YILLIK YEMİN
Gözleri vatan nöbetindeydi. Askerlik görevini yaparken, kısa bir süreliğine, hak edilmiş bir izinle dönmüştü Bingöl’e. Bu, onun için sadece bedensel bir dinlenme değil, aynı zamanda ülküdaşlarıyla omuz omuza olmanın verdiği bir kuvvet tazeleme anıydı. Ahmet Baylaz, 20 yıllık hayatının her anını adanmışlığın onuruyla yaşamıştı; tehlikeyi bilerek, fedakârlığı yüreğinde taşıyarak. O, idealleri uğruna atılacak her adıma hazırdı.
BİNGÖL'DE KURULAN PUSU: KADERİN ÇAĞRISI
Kader, o karanlık Kasın günü, Bingöl Şehir Meydanı’nı son durağı olarak seçmişti. Ülküdaşı Muhittin Olcay’la birlikte yürüyorlardı. Neferler, bir göreve ya da sohbete dalmış, adımlarını kararlılıkla atarken, sinsilik pususunu kurmuştu. Şehir meydanında bulunan Caminin yanı, bölücü-komünist militanların kahpece saldırısı için seçilmişti.
Onlar hakikat yolunda yürürken, karanlık zihniyet, gölgelerden fışkırdı.
SOL GÖĞSE ALINAN KURŞUN VE SON NEFES
Hiçbir uyarı yapılmadı, hiçbir vicdan sesi duyulmadı. Namlular aniden hedeflerine yöneltildi ve ateş açıldı. Bu, bir çatışma değil, inançlı yüreklere sıkılan alçakça bir saldırıydı. Mermiler havada vızıldarken, Muhittin Olcay ağır yaralanarak yere düştü.
Ancak Ahmet Baylaz, o 20 yıllık yiğit, bu alçaklığa karşı son bir duruş sergiledi. Vatan sevgisinin ve ülkücü davanın sarsılmaz kalesi olan sol göğsünden aldığı kurşunla devrildi. Aldığı yara ölümcüldü, tıpkı yüreğindeki ideal gibi sarsılmaz bir iz bıraktı. O an, Ahmet Baylaz’ın fani ömrü sona erdi; ancak onun ruhu, 05 Kasım 1978 günü Bingöl semalarına yükselerek, adanmışlığın ölümsüz bir bayrağı oldu.
"O düşmedi; 20 yıllık ömrünü, adanmışlığın ebedi bir sancağı olarak geride bırakarak, yüceldi."