"Bazı hayatlar, sadece bir tarihle değil; cesaretin attığı son adımla ölçülür."
ADANMIŞLIĞIN GENÇ YÜREĞİ
Hatay’ın bereketli topraklarında, Reyhanlı ilçesinde doğdu. Adı Hikmet KILIÇ’tı. O, sadece bir isim değil, ardında büyük bir idealin sorumluluğunu taşıyan genç bir liderdi. 28 yaşının baharında, hem ailesinin yuvasını kurmuş, iki evlada baba olmuş hem de memleket sevdasını yüreğinde taşıyarak bilginin peşinde koşan bir öğrenciydi.
Fakat Hikmet KILIÇ, sıradan bir hayat sürmeyi reddetmişti. O, milletine ve değerlerine olan bağlılığının somut bir ifadesi olarak, bölgedeki gençliğin pusulası haline gelmiş, Ülkü Ocakları Derneği Başkanlığı görevini omuzlamıştı. Bu makam, onun için şeref kadar, her an tehlikeye atılmaya hazır bir nöbet demekti.
KADERİN ÖRGÜLENDİĞİ GÜN VE İRADE
Takvim yaprakları 5 KASIM 1975’i gösterdiğinde, Hatay’ın Reyhanlı ilçesi, bir kahramanlık anına tanıklık etmek üzereydi. O gün, Hikmet KILIÇ’ın öğrenciliği, başkanlığı ve babalığı, tek bir yüce vazife altında birleşecekti: Koruyuculuk.
Reyhanlı Belediye binası önünde, huzur aniden bozuldu. Bir tartışma alevlenmişti. Durumun ağırlığına aldırmayan, sarhoş bir polis memurunun kontrolsüz öfkesi, ortamı bir can pazarına çevirmişti. Orada bulunan iki yedek subay, Ali A. ve Veli D., çaresizliğin eşiğindeydi.
FEDAKARLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
İşte bu kaos anında, fedakârlığın anlamını bilen bir liderin omuzları dikleşti. Hikmet KILIÇ, geri adım atmadı; tehlikenin tam kalbine yürüdü. Tanıkların sözleri, bu kahramanlık eyleminin büyüklüğünü mühürlemektedir: “Polis Yaşar sarhoştu. Hikmet KILIÇ mani olmak için araya girmeseydi bizi öldürecekti.”
O, kendisinin güvenliğini düşünmedi. Gözü dönmüş bir gücün önünde, iki masum hayatın kurtuluşu için adeta bir kalkan oldu. Araya girmek, o an, hayatının en kritik ve en maliyetli kararıydı.
ŞEHADETİN YÜKSELİŞİ
Ancak bu kahramanlık eyleminin bedeli ağır oldu. Öfkenin ve ihmalin kurşunu, başkalarını kurtarmak için öne atılan Hikmet KILIÇ’ın bedenine isabet etti. Ağır yaralanan Kılıç, umutla Adana Numune Hastanesi’ne kaldırıldı.
Fakat alnına yazılan kader, o gün gerçekleşecekti. Tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak, 5 Kasım 1975 tarihinde şehadet şerbetini içti. Hikmet KILIÇ, sadece bir tartışmada vurulan bir öğrenci olmaktan çıktı; o an, başkalarının yaşaması için kendi hayatını feda eden, destansı bir kahraman olarak tarihin kaydına geçti.
"Hikmet Kılıç, sadece kendi canını vermedi; o gün, başkalarının hayatını korumak için, kahramanlığın ne demek olduğunu tarihin kalbine yazdı."