"Vatanın gölgesinde duruş sergileyenlerin hikayesi, rakamlara sığmayacak kadar büyüktür; onlar, karanlığa bir mum yakmak için kendi ömürlerini feda edenlerdir."
KİMLİK: HARPUT’UN YİĞİT NEFERİ
Adı, ABDULLAH KÜÇÜK. Anadolu'nun kadim ve çilekeş coğrafyası, Elazığ'ın kalbi Harput'tan yükselmişti bu yiğitliğin sesi. O, toprağın sadık bir evladı, alın teriyle rızkını kazanan, emeğiyle var olan bir işçiydi. Bir unvan taşımıyor, büyük rütbeler beklemiyordu; onun en büyük kimliği, Ülkücü Gençlik Derneği’ne olan sarsılmaz bağlılığı ve vatan aşkıydı.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ
Abdullah Küçük’ün hayatı, çiçekli yollardan geçmedi. Hayatı, ağır bir yük gibi omuzlarına binmişti; zorluklarla örülü, meşakkatle yoğrulmuş bir yoldan yürüyordu. Ancak ruhu, inandığı değerlerin ateşiyle yanıyordu. O, sadece geçimini sağlamaya çalışan bir işçi değil, milletinin geleceğine adanmış, karanlık günlerde dahi davasından vazgeçmemeye yemin etmiş bir kahramandı. Onun duruşu, zorluklara boyun eğenlerin değil, imanla direnenlerin destanıydı.
O VAZGEÇİLMEZ YOLCULUK
Takvimler 3 Kasım 1978’i gösteriyordu. Elazığ’ın sokakları alacakaranlığa bürünürken, Abdullah Küçük, ülküdaşlarının bulunduğu MHP lokalinden ayrıldı. Günün yorgunluğunu atmış, sadece yuvasına, huzuruna varmak istiyordu. O an attığı her adım, rutin bir yürüyüş değil, ruhunda taşıdığı davanın kutsal yüküyle evine doğru ilerlediği son yolculuktu.
PUSU VE ŞEHADET ANITI
Ancak karanlık, korkakça hazırlanmış bir hainlikle onu bekliyordu. Yolda, imanı dışında hiçbir silahı olmayan bu fedakâr yiğide karşı, sayıları altıya ulaşan komünist militanlar tarafından alçakça bir pusu kuruldu. Tek başına kalan Abdullah Küçük, bu kanlı ve dengesiz saldırının ortasında kaldı.
Ne bir geri çekilme, ne de bir teslimiyet anı yaşandı. O, inandığı değerlerin son kalesi gibi ayakta durdu. Elazığ topraklarında, aldığı kurşun yaralarıyla bedeni yere yığıldığında, takvimler o acı 3 Kasım 1978 gününü mühürlemişti. Abdullah Küçük, bir işçi olarak yaşadı, ancak bir kahraman olarak, adanmışlığın ve cesaretin destansı mühürüyle şehit düştü. Tek başına duruşu, altı kişinin karanlık saldırısına karşı koyan onurlu bir zaferdi.
"Abdullah Küçük, bedenen düştü, ancak onun 3 Kasım 1978’deki duruşu, hürriyetin ve adanmışlığın destansı mühürü olarak tarihe kazınmıştır."