"Bir yiğidin ömrü, bir meşalenin yanış süresi kadar kısaysa da, bıraktığı iz bir milletin kaderine ışık tutar."
DOĞDUĞU TOPRAKLAR VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
Hatay’ın kadim toprakları, Dörtyol’un havasıyla yoğrulmuştu adı: MEHMET KESKİN. O, sadece bir isim değil, ait olduğu coğrafyanın tarihine düşülen bir nottu. Ruhunu besleyen toprakla, milletinin kutsal inançlarıyla büyüdü. Doğduğu yer, aynı zamanda şehadetine şahitlik edecek olan yiğitliğin beşiğiydi.
ALIN TERİ VE KUTLU DAVA
Mehmet Keskin, toprağa bağlıydı; elleriyle üreten, alın teriyle rızkını kazanan bir ÇİFTÇİ'ydi. Ancak tarladaki emeği ne kadar ağırsa, kalbindeki ülkü o kadar yüceydi. O, sırtını dayadığı değerlerin, yani Türk İslam ülküsünün yılmaz bir neferiydi. Biliyordu ki, sadece toprağın değil, ruhun da bir işgali vardı. O, milleti sarmaya çalışan kültürel, siyasi ve fiziki Moskof işgali denilen karanlığa karşı göğsünü siper eden, milletinin vicdanındaki sesti. Adanmışlığı, mesleğinin sadeliğinden çok daha görkemliydi.
SON SOHBET, SON VEDA
Takvimler 03 KASIM 1978’i gösterdiğinde, o gün, bir fırtınanın yaklaştığından habersizdi. Her zamanki gibi ülküdaşlarıyla bir araya geldi, ocak lokalinde gelecekten ve davadan bahsetti. O sohbetler, aslında geride kalanlara miras bırakılacak son sözlerdi. Yüreği memleket sevdasıyla dolu, her zamanki huzuruyla evine doğru yola koyuldu. Bu, kahramanın, artık bir daha dönmeyeceği kutlu yolculuğuydu.
YOLDAKİ PUSU VE BOZKURT'UN DİRENİŞİ
Ancak yol, kahpe bir pusuyla örülmüştü. Hainliğin demir simgesi olan bir traktör, Mehmet Keskin’in üzerine, can alma kastıyla sürüldü. Ölümün soğuk nefesini hisseden Bozkurt, teslim olmayacaktı. Son bir hamleyle, kendini hızla yakındaki bir bahçenin derinliklerine attı. Bu bir kaçış değil, kuşatma altındaki bir yiğidin hayatta kalma ve direnme mücadelesinin ilk adımıydı.
HATAY'IN ALNINDAKİ KANLI MÜHÜR
Korkaklık, kalabalığın ardına gizlenmişti. Çevresini saranlar, karanlığın ve Moskof dölleri denilen ihanetin kalabalığıydı. Tek başına kalan yiğidin üzerine saldırdılar, onu çaresiz bırakmak için her şeyi yaptılar. Mehmet Keskin yakalandı. Davasına olan sadakati, son nefesini verene kadar sürecekti. Pusunun galibiyeti, silahların namlusundan çıkan kahpe kurşunlarla tescillendi.
03 KASIM 1978 günü, Hatay toprağına, bir yiğidin kanı ebedi bir sadakatin mührü olarak dökülüyordu. Hayatını adadığı ülkü uğruna canını feda eden Mehmet Keskin, şehitler kervanına, duruşuyla destanlaşan bir Bozkurt olarak katılmıştı.
"Onlar ki, tohumu vatan olan toprakta yattılar; her kurşun, onların adını gökyüzüne yazan bir mermi oldu."