"Bazı ruhlar, yeryüzüne sadece bir meşale yakmak için gelir. Onların ömrü, takvim yapraklarıyla değil, davanın adanmışlığıyla ölçülür."
KİMLİK VE ADANMIŞLIĞIN YÜKSEK SESİ
O, 1956 yılında, doğup büyüdüğü toprakların, Osmaniye’nin bağrından çıkan bir yiğitti: ÜLKÜCÜ ŞEHİT ÖMER BOZKURT. Dört kardeşin arasında büyüse de, onun ailesi yalnızca Rızaiye mahallesindeki evi değil, temsil ettiği büyük ülkü idi. Ömer Bozkurt, genç yaşına rağmen sıradan bir hayatı reddetti; o, yol gösterici olmayı seçti.
Mesleği, bir davanın neferi olmaktı.
Zira o, çeliğin dövüldüğü, alın terinin aktığı zorlu bir ocak olan İskenderun Demir-Çelik Fabrikası’nda MİSK’in (Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kuruluşunda dimdik durmuştu. Gönlündeki ateşi gençlere taşımakta gecikmedi; kısa sürede Osmaniye MHP Gençlik Kolları’nın başına geçti. O, sadece bir başkan değil, ülkü uğruna fırtınanın ortasına yürüyenlerin öncüsüydü.
BİR LİDERİN GAYESİ: BAYRAM VE KARDEŞLİK YOLCULUĞU
Takvimler 3 Kasım 1979’u gösterirken, topraklar Kurban Bayramı’nın kutlu atmosferiyle çevrelenmişti. Herkesin ailesiyle huzur bulduğu o kutsal günlerde, Ömer Bozkurt’un görevi daha büyüktü. O, makamında oturmak yerine, Anadolu’nun dört bir yanına dağılmış ülküdaşlarının bayramını bizzat tebrik etmek için yola çıktı.
Bu bir tatil yolculuğu değildi; bu, birliğin ve kardeşliğin pekiştirilmesi adına yapılmış kutsal bir sefere çıkıştı. Yanında, davasının en kıymetli isimlerinden, ÜLKÜ-BİR Osmaniye Şube Başkanı Adil Kalay ve Mehmet Tekneli gibi yoldaşları vardı. Gaziantep ve ilçelerine uzanan bu yolculuk, sadece kilometrelerle değil, adanmışlıkla ölçülüyordu.
KADERİN YOLU VE SON NEFES
Osmaniye topraklarından ayrılıp, kutlu buluşmaya doğru ilerlerken, kaderin acımasız bir cilvesi, o destansı yolculuğu yarıda bıraktı. Onları ne pusu ne de düşmanın kurşunu durdurabildi; kahramanlar, bayramlaşmaya giderken, yolda bir trafik kazasına kurban oldular.
Taşıtları takla attığında, inançlarının sarsılmazlığıyla dolu yürekleri sarsıldı. Ömer Bozkurt, davasına hizmet ederken düştüğü o karanlık anda, Adil Kalay ile birlikte Hakka yürüdü. Yıl, 1979; ay, Kasım; yer, Osmaniye’nin sessizleşen yolu.
İki büyük can, bekledikleri bayram sabahına erişemeden, en yüce mertebeye ulaştılar.
YANAN MEŞALELER VE SON VEDA
O gün yitirilen sadece iki lider değildi. Mehmet Tekneli ülküdaşımız ise ağır yaralı olarak bu dehşetten kurtulsa da, feda ruhu bu kadere direnemedi. Tam sekiz gün boyunca direndi, sekiz gün boyunca kardeşlerinin bayrağını tutmaya çalıştı. Ancak 8 gün sonra, o da şehitlerinin yanına katıldı.
Böylece bir bayram yolculuğu, kısa sürede, ülkücü hareketin kalbinde derin bir yara açan üçlü bir şehadet destanına dönüştü. Ömer Bozkurt, MİSK'in kuruluşundaki cesaretini, Gençlik Kollarındaki liderliğini ve Kurban Bayramı'ndaki adanmışlığını, ebedi bir meşale yakarak tamamladı. Onların kanı, mücadelelerinin asla bitmeyeceğinin simgesi oldu.
"Onların bıraktığı boşluk, sadece toprağa değil, davanın kalbine düştü. Ama büyük destanlar, sadece erken kapanan kitaplarla yazılır."