"Vatan, yalnızca askerin sırtında değil, ekmek peşinde koşan 14 yaşındaki bir fedakârın yüreğinde de kutsal bir emanetti."
ADANMIŞ RUHUN FİHRİSTİ
Tarih, bazı isimleri yalnızca bir kimlik kartına sığmayacak kadar büyük bir yazgı ile kaydeder. O isim, ideallerin ateşiyle genç yaşta tanışan Ülkücü Şehit MEHMET KURU’ydu. Adana’nın bereketli topraklarında, Ceyhan’ın Gümürdülü Köyü’nde filizlenen bu hayat, şehadet şerbetini içeceği o kara güne, 03 KASIM 1978’e doğru kararlı adımlarla ilerliyordu. O, Yüreğir ilçesine bağlı Yavuzlar mahallesinin mütevazı sakinlerindendi; ama ruhu, toprağının bütün yükünü taşıyacak kadar büyüktü.
ON DÖRT YAŞIN SIRTLADIĞI YÜK
Mehmet, henüz hayatının baharında, sadece on dört yaşındaydı. Okul sıralarından kalkıp, ailesinin zorlu hayat mücadelesine omuz vermek için, küçük yaşta büyük bir sorumluluk almıştı. Eğitimi yarıda bırakıp, Reşatbey semtinde bir döşeme çırağı olarak, bir zenaatkârın o kutsal, alın teriyle yazılan mesleğine adım atmıştı. Onun günleri, çocukluğun neşesi yerine, ustanın yanında geçen uzun mesailerle doluydu. O, ideallerinin yanına, çalışkanlığı ve fedakârlığı da eklemiş, 14 yaşında bir delikanlının sırtlayamayacağı kadar ağır bir yükü, şikâyet etmeden taşıyan adsız bir kahramandı.
SON MESAİNİN GİZLİ VEDASI
O kasım akşamı, hayatın olağan akışı içinde başladı. Saatler 20.00’ı gösterdiğinde, Mehmet Kuru ve beş arkadaşı, günün yorgunluğunu at arabasının sarsıntısında dinlendirerek evlerine dönüyorlardı. Onlar, alın terinin kutsallığını taşıyan, yasal yollardan kazançlarıyla evlerine ulaşmaya çalışan masum yolculardı. Adana sokakları, bu basit ve haysiyetli dönüş yolculuğunun tanığıydı.
Ancak ne yazık ki, o yıllarda vatanın huzurunu hedef alan karanlık gölgeler, masumiyetin üzerine çökmekte gecikmedi.
ADANA GÖĞÜNE YAZILAN KANLI YEMİN
Evlerine yürüyorlardı, hayallerine ve ailelerine. Oysa kader, o anı bir pusu olarak belirlemişti. İki komünist militanın alçakça ve silahlı saldırısı, at arabasının durduğu yerde bir dehşet çemberi yarattı. Hain saldırının patlamasıyla birlikte, diğer arkadaşları hayatta kalma içgüdüsüyle arabadan atlayıp kendilerini kurtardılar.
Fakat Mehmet Kuru, 14 yaşının bütün gücüyle hayata tutunmaya çalışırken, kurşunların hedefi oldu. O, kavgadan kaçan değil, kavgayı göğsünde karşılayan adamdı. Ağır yaralar aldı. Olay yerinde, çalıştığı ve adanmışlıkla hizmet ettiği Adana toprağında, şehitlik mertebesine ulaştı. Henüz çocukluktan gençliğe geçiş çağında, ekmek parasını kazanırken, ülküleri uğruna can verdi. Genç bedeni, yeryüzündeki son nefesini verirken, cenazesi doğduğu köy olan Gümürdülü’ye taşındı ve orada ebedi istirahatgâhına tevdi edildi.
"O, bir kavgaya değil, evine yürüyordu; ama Adana toprağı, 14 yaşındaki bir fedakârın destanını tarihe yazdı."