"Bazı hayatlar kısadır, ama onurun ve adanmışlığın destanını bin yıla sığdırır."
ŞANLIURFA'DAN YÜKSELEN GENÇ YÜREK
Tarih 03 Kasım 1979’u gösterdiğinde, henüz baharında olan bir fidanın, 18 yaşındaki Musa Kaya’nın adı, Anadolu’nun onur mücadelesine yazılmak üzereydi. Şanlıurfa toprağının asil evladıydı o; bir öğrenci, geleceğe dair umutları taşıyan gencecik bir delikanlı. Ancak onun sınıfı sadece okullarda değil, vatanın sancılı sokaklarında kurulmuştu. Genç yaşına rağmen davasına olan sarsılmaz inancı, onu Ülkü Ocakları yönetiminde bir görev üstlenmeye çağırmıştı. O, sadece bir öğrenci değildi; o, hareketin çelikten iradesiydi.
HÜRRİYETİN FIRARİ NEFERİ
Musa Kaya, idealinin bedelini ödemeye çoktan başlamıştı. Vatan sevdası ve ülkücü mücadele uğruna verdiği tavizsiz duruş nedeniyle, kısa sürede aranan bir nefer haline gelmişti. Özgürlüğü kısıtlanmış, hayatı daima bir gölge altında geçmişti. Fakat bu karanlık gölge, onun cesaretini değil, kararlılığını büyütmüştü. Musa Kaya için geri çekilmek yoktu; her nefesi, uğruna yürüdüğü büyük davanın bir yeminiydi.
BAYRAMA GİDEN SON YOLCULUK
Takvimler Kurban Bayramı’nı işaret ediyordu. Normalde sevinç ve huzur dolu olması gereken bu günlerde bile Musa Kaya, mücadelesinden kopamazdı. Görevi, ülküdaşlarının yanında olmaktı. Gaziantep ve çevresindeki kardeşleriyle bayramlaşmak, onlara dayanışmanın gücünü hissettirmek için yollara düştü.
Bu kutsal görevi yerine getirirken yalnız değildi. Yanında, davanın büyük simalarından ÜLKÜ-BİR Osmaniye Şube Başkanı Adil Kalay ile Mehmet Tekneli ve Ömer Bozkurt gibi yiğit ülküdaşları vardı. Yürekleri sevgi ve görev aşkıyla doluydu. Bilmiyorlardı ki, bu bayramlaşma yolculuğu, onların son destansı yürüyüşü olacaktı.
OSMANİYE'DE KURULAN PUSU VE SON ATIŞ
Osmaniye yakınlarında, kaderin karanlık perdesi aralandı. İçinde dört kahramanın bulunduğu araç, bir ihanet ve kumpasın ortasında kaldı. Arabaları takla attı. Dışarıdan bakıldığında korkunç bir kaza gibi görünen bu olay, aslında alçakça planlanmış bir pusu ve bir infazdı.
Karanlık ellerin amacı sadece araçlarını devirmek değil, inançlarını susturmaktı. O korkunç anda gerçek ortaya çıktı: Gencecik Musa Kaya ve yiğit başkan Adil Kalay, kazanın şiddetiyle değil, başlarına sıkılan kurşunlarla şehit edilmişti. İki can, mücadelelerinin en saf anında, bayram yolunda canlarını feda etti. Üç can orada, o yolun kenarında sonsuzluğa yürüdü.
Mehmet Tekneli, o cehennemden yaralı olarak kurtuldu. Ancak vücuduna aldığı yaralar, onun da direncini kırdı. Sekiz gün boyunca hayata tutunma mücadelesi verse de, o da davasının şehitleri arasına katıldı.
Böylece, Musa Kaya’nın 18 yıllık kısa ama şerefli ömrü, Osmaniye topraklarında, bayramın acı ve onurlu bir vedasına dönüştü. O, kaçtığı için değil, yılmadığı ve yüzünü dosta çevirdiği için şehit oldu. Adı, mücadelenin kanla yazılmış en genç ve en cesur sayfalarına kazındı.
"O genç öğrencinin başından vurulmuş bedeni, sadece bir kurban değil; bir bayram günü ihanete uğramış bir ülküye dair, sonsuzluğa yayılan destansı bir mühürdür."