"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, bir davaya adanır ve o davanın sonsuz mührü olur."
AFYON'DAN YÜKSELEN SES
Adı, Alparslan Gümüş’tü. O, Anadolu’nun derinliklerinden, Afyon’un Bolvadin ilçesinden, çiftçi bir ailenin evladı olarak doğup, idealizmin başkenti Ankara’ya yürüyenlerdendi. Omuzlarında sadece ailesinin umutları değil, inandığı büyük davanın yükü de vardı. Ankara’da, Yıldırım Beyazıt Öğrenci yurdunda, aynı yemine bağlı ülküdaşlarıyla omuz omuza, geleceği inşa etme ateşiyle yanıyordu.
YARIM KALAN YEMİN: ADANMIŞ BİR GENÇLİK
Henüz 22 bahar görmüştü. Hayatının en verimli çağında, geleceğe dair en büyük hayallerini kurarken buldu kendini. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nün ikinci sınıf öğrencisiydi; bilgiyi, inançla yoğurmayı seçmişti. Üstelik bir de yarına dair tutulmuş bir sözü vardı: Nişanlıydı. O, yirmi iki yıllık ömrünün her anını; okul sıralarını, yurdun dar odalarını ve en önemlisi sarsılmaz inancını bir arada taşıyan, adanmış bir gençlik destanıydı.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Tarih 03 Kasım 1975’i gösteriyordu. Ankara’nın soğuk, puslu havasında, ülkücü kimliğiyle her adımının tehlike taşıdığını bilerek o gün okuluna doğru yürüdü. Eğitim kurumları artık sadece bilgi yuvası değil, karanlık ideolojilerin çatışma alanıydı. Okulun önü, her gün olduğu gibi, milli duruşa düşman kesilmiş devrimci-komünist gruplarca tutulmuştu.
Alparslan Gümüş, geri adım atmadı. Hayatı pahasına da olsa, inandığı yolda ilerlemeyi seçti. Ancak sol tarafta pusu kurmuş, sayıları 30 ila 40’ı bulan komünist bir grup tarafından hedef alındı. Bu, basit bir çatışma değildi; otomatik silahlarla düzenlenen, organize bir imha girişimiydi. Kahramanımız, aniden açılan çapraz ateşin ortasında kaldı. Namluların ağzından çıkan kurşunlar, sadece vücudunun çeşitli yerlerine değil, davasına adadığı yüreğine isabet etti. Son kurşun ise, o genç, idealist başı hedef almıştı.
KASIM AYAZINDA SÖNMEYEN IŞIK
Yere yığıldığında, etrafındaki ülküdaşlarının feryatları ve çaresizliği, o karanlık günü mühürledi. Ağır yaralı halde, hayata tutunması için büyük bir mücadele verilerek Hacettepe Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak vatan ve millet sevdası uğruna aldığı yaralar çok derindi.
03 Kasım 1975’te, Ankara’nın ayazında, idealizmi ve cesareti yüzünden hedef seçilen Alparslan Gümüş, 22 yaşında iken hakka yürüdü. O gün bir öğrenci hayatını kaybetmedi; o gün, karanlığın üzerine kararlılıkla yürüyen bir kahraman, Anadolu topraklarının bekçisi olarak Şehitlik mertebesine yükseldi.
"Alparslan Gümüş, sadece 22 yıllık ömrüyle değil, son nefesine kadar taşıdığı sarsılmaz duruşuyla, 03 Kasım 1975’te bir destan yazmıştır. Onun adı, fedakarlığın ve cesaretin ebedi anıtıdır."