"VATANIN OMUZLARINA YÜKLEDİĞİ YÜK, KİMİN KAÇ YAŞINDA OLDUĞUNA BAKMAZ. ONLAR Kİ, YİRMİ YAŞINA SIĞDIRDIKLARI BÜYÜK AŞKI, EVLATLARININ GÖZYAŞINDA MÜHÜRLEDİLER."
YİRMİ YAŞ EŞİĞİNDE BİR DEV
O, bir destan yazmak için uzun bir ömre ihtiyaç duymadı. Yakup İnan, hayatın en ağır sorumluluklarını henüz yirmi yaşına varmadan omuzlamış bir Anadolu kahramanıydı. Doğduğu topraklar olan Ordu'nun Fatsa İlçesi'ne bağlı Çamaş Bucağı, onun hem sığınağı hem de uğruna mücadele ettiği yurduydu. Takvimler, daha on dokuzunu yeni doldurduğunu gösterirken, o sadece bir genç değil; aynı zamanda iki çocuğun babası, bir yuvanın direği ve sadık bir eşin hayat arkadaşıydı. O’nun kısa yaşamı, vatan sevgisi ve aile sorumluluğunun ne kadar erken yaşta birleşebileceğinin en acı timsaliydi.
KARANLIĞIN KALBİNDE YANAN IŞIK
Tarih 02 Kasım 1980'i gösterirken, Türkiye zorlu bir dönemeçten geçiyordu. Ülkenin üzerine çöken ideolojik ayrılıkların karanlığında, Yakup İnan sarsılmaz inancıyla Çamaş’ta bir kale gibi duruyordu. Onun kimliği, bir duruşun ve adanmışlığın en net ifadesiydi. O, mensubu olduğu davanın, o karanlık günlerde dahi boyun eğmeyen, eğilmez bir ruhuydu. O’nun varlığı, milletini bölmeye çalışan mihraklar için bir tehdit, ülküdaşları için ise bir umut ışığıydı. Bu ışık, ne yazık ki, omuzlarında taşıdığı yüksek bedelin de habercisiydi.
SON NEFESİN VERİLDİĞİ KAHVEHANE
O son gün, Ordu-Çamaş’ta sıradan bir gün gibi başladı. Yakup İnan, hayatın olağan akışı içinde, her Türk insanının yaptığı gibi, yerel bir kahvede oturuyordu. Ancak kahpe pusular, kahramanların en beklemediği anlarda kurulur. Kahramanlık, her zaman kılıç sallamak değil, bazen de davası uğruna kurşunları sessizce karşılamaktır. Hiçbir uyarı, hiçbir hazırlık yoktu. İki komünist militan, cesaretin değil, alçaklığın perdesini çekerek o an huzur içinde oturan Yakup İnan’a yöneldi. Bir kahramanlık mücadelesi için ona fırsat dahi verilmedi; hain ellerden çıkan kurşunlar, on dokuz yaşındaki gencecik bir fedainin hayatını orada, o kahvehanede sonlandırdı.
EMANETİ ÇALINAN, RUHU YÜCELEN KAHRAMAN
Şehadetin acısı, cinayetin iğrençliğiyle katlandı. Bu vahşi eylemi gerçekleştiren katiller, sadece bir can alıp, iki çocuğu yetim bırakmakla kalmadı; şehadetin ardından kahramanımızın cebinde bulunan birkaç kuruş parasını da çaldılar. Bu hareket, hainliğin ve düşmanlığın ne denli alçalabileceğini gösteren yüz karası bir lekedir. Onlar, Yakup İnan’ın canını aldılar, maddiyatını çaldılar; ancak onun adanmışlığını, vatan için ödenen o genç bedelin yüceliğini asla çalamadılar.
Yakup İnan’ın kutsal bedeni, en büyük vasiyetinin gerçekleştiği o toprağın kucağına, doğup büyüdüğü Ordu-Çamaş’ta, aile mezarlığında ebediyete uğurlandı. On dokuz yıllık kısacık ömrü, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık mührü olarak tarihin destan sayfasına kazındı.
"CEBİNDE KALAN SON KURUŞU BİLE GASP EDİLSE DE, YAKUP İNAN’IN RUHU, TÜRK MİLLETİNİN EN ZENGİN, EN PAHA BİÇİLMEZ HATIRALAR SANDIĞINA KONULMUŞTUR."