"Henüz 18'di. Fakat bazı ruhlar, yaşından önce büyür; korkunun bittiği yerde duruş başlar."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ BAYRAK
O, Ankara’nın Çubuk İlçesi’nden kopup gelen, gençliğin en saf çağını yaşayan bir yiğitti: Mustafa Antep. Takvimlerin 1979 yılına doğru hızla ilerlediği o çalkantılı dönemde, o, kaderini sadece dersliklerde değil, ülkü sancağının altında yazıyordu. Mustafa, bir lise öğrencisiydi; gündüzün telaşından sıyrılıp akşam Ticaret Lisesi’nin sıralarında, geleceğin büyük davasını omuzluyordu. Henüz hayatının baharında, sadece 18 yaşındaydı. Hasköy-Güneşevler’deki mütevazı evi, sadece bir ikametgâh değil, kalbindeki büyük aşkın yuvaya döndüğü manevi bir sığınaktı.
GERİ ÇEKİLMEYİ REDDEDEN RUH
Mustafa’nın yolu, sıradan bir gençlik yolu değildi; o, tehlikenin kol gezdiği, karanlığın pusuda beklediği bir çağda yürüyordu. O, davasına adanmışlığının bedelini daha önce ödemişti. Düşman, onu durdurmaya çalışmış, saldırıya uğramış ve yaralanmıştı. Ancak bir kahraman, yarasını bir geri çekilme emri olarak değil, davasına olan bağlılığının nişanesi olarak taşır. Mustafa Antep, aldığı darbeye rağmen sarsılmadı, korku nedir bilmedi ve idealinin peşinden yürümekten asla vazgeçmedi. O, ölümden dönse bile, doğrunun peşinden koşmaya ant içmişti.
SON YÜRÜYÜŞ VE SİNSİ PUSU
Takvimler, genç bir ömrün son durağını işaret eden 2 Kasım 1979 Cuma akşamını gösteriyordu. Saatler 21:30 civarıydı. Mustafa, yine yorgun ama vakur adımlarla, yuvasının bulunduğu Hasköy Güneşevler’deki 4. Sokağa dönüyordu. Bu sokak, masum bir eve dönüş yolu olmaktan çıkmış, Türk-İslam düşmanlarının kurduğu soğuk bir pusuya dönüşmüştü.
O gece, karanlık, sinsi bir ihanete ev sahipliği yaptı. Devrimci-komünist militanlar, yüz yüze savaşmayı göze alamayan bir korkaklıkla, genç Mustafa’yı bekliyorlardı.
BİR ÖMRÜN TÜKENDİĞİ AN
Mustafa Antep, üzerine atılan kurşun yağmuruna karşı tek başına durdu. İdeallerini hedef alan bu kahpe saldırı karşısında, 18 yıllık kısa ama destansı ömrü, sadece birkaç saniye içinde taçlanacaktı.
Vatanın ve inancın düşmanı olan militanlar, sokağın sessizliğini boğan mermileriyle bir fidanı devirdiler. O, bir öğrenci olarak başladığı hayat yolculuğunu, en yüce mertebe olan şehitlikle noktaladı. Ankara’nın göbeği, o karanlık gecede, bir yiğidin kanıyla yıkanarak, onun adanmışlığını sonsuza dek hafızasına kazıdı. Mustafa, fidan boylu 18 yaşında, davası uğruna şehit düştü.
"Mustafa 18'inde düştü, ama onun düştüğü yer, sıradan bir toprak parçası değil; milletinin ebediyete uzanan sancağı oldu."