"Bir ömür, kaç yıl yaşadığınla değil, uğruna kaç zincir taşıdığın ve kaç kez ölüme meydan okuduğunla ölçülür. Turgut Demirkaya’nın hayatı, bu destansı mücadelenin mührüdür."
IĞDIR’IN KARTALI VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Doğduğu topraklara, kadim Iğdır’a yüreğiyle bağlı bir yiğitti Turgut Demirkaya. Henüz 33 baharını görmüş, evli ve iki masum çocuğun emanet edildiği bir baba, bir aile reisiydi. Ancak onun omuzlarına yüklenen vazife, sadece hanesinin direği olmaktan çok öteydi. O, hayatını Türk-İslam ülküsüne adayan, inancından zerre taviz vermeyen bir davanın neferiydi. Bu adanmışlık, onun kaderini sıradan bir hayat olmaktan çıkarmış, onu çile ve kahramanlık dolu bir yola sokmuştu.
ZULME KARŞI DİRENİŞ VE İKİ İDAM SEHPASI
Turgut Demirkaya’nın büyüklüğü, şehadetinden yıllar önce, çelik kapıların ardında tescillenmişti. Ülkücü mücadelesi sebebiyle tutuklanmış, hayatının sekiz yılını zindanlarda tüketmişti. Fakat onun davasının bedeli sadece özgürlük hırsızlığı değildi. İşlemediği bir suçtan dolayı, vicdanları kararmış bir düzen tarafından tam iki defa idam sehpasına gönderilmişti. İki kez ölüme mahkûm edilmek, iki kez Azrail’in nefesini ensesinde hissetmek... Her defasında Yargıtay bu zulmü bozsa da, Turgut Demirkaya’nın ruhu, zulmün ve ölümün tehdidine karşı sarsılmaz bir kale olduğunu ispatlamıştı. Sekiz yıl demir parmaklıklar ardında yattıktan sonra, bedeni yorgun ama ruhu bilenmiş olarak yeniden Iğdır’ın havasını solumuştu.
AĞRI DAĞI'NIN GÖLGESİNDE KURULAN PUSU
Tarih 01 Kasım 1988’i gösteriyordu. Turgut Demirkaya, kutsal Ağrı Dağı’nın heybetli eteklerine doğru, belki de yorgun ruhuna bir nebze huzur bulmak için ava çıkmıştı. Bilmiyordu ki, gölgesi peşindeki karanlık, pusu kurmuştu. Yıllardır onu izleyen, ülkücülük idealine düşman, kin ve nefretle bilenmiş bir grup cellat, bu anı bekliyordu. Tek başına, silahsız ve sadece kendi doğrularıyla yürüyen bu büyük yürekli adamın etrafını ansızın sardılar. Tıpkı zindanlarda olduğu gibi, Turgut Demirkaya etkisiz hale getirildi, onuruyla başı dik duran bu kahraman, zorla alınıp bilinmezliğe götürüldü.
İŞKENCEHANEDEN GÖKYÜZÜNE SON YÜKSELİŞ
Onu teslim aldılar, ancak ruhunu alamadılar. Türk-İslam düşmanları, saatler süren vahşi bir işkenceye başladılar. Amaçları sadece öldürmek değil, iki kez ölüme meydan okumuş bu çınar ağacının köklerini söküp, inancını sorgulatmak, davasından vazgeçirmekti. Saatler geçiyor, işkence artıyor, ancak Turgut Demirkaya’nın yüreğindeki iman, çelik gibi direniyordu. O, zindanlarda bile eğilmeyen başını, bu alçakça saldırılar karşısında da eğmedi. En sonunda, karşısındaki kahramanın iradesini kıramayacaklarını anladıklarında, son çareleri silaha sarılmak oldu. İşkenceyle yetinmeyip, kurşunlayarak şehit ettiler. Turgut Demirkaya, iki çocuk babası olarak başladığı hayat yolculuğunu, 01 Kasım 1988 günü, Iğdır topraklarına canını feda ederek tamamladı. Adı, sekiz yıllık zindan ve iki idam tehdidinin ardından gelen bu yüce şehadetle, milletin hafızasına kazınmıştır.
"Yere düşen her nefer, bu milletin gökyüzüne astığı sönmez bir yıldızdır. Turgut Demirkaya artık sadece bir isim değil, Iğdır'ın direnişinin ve iki kez ölüme gülümseyen cesaretin ta kendisidir."