"Bazı hayatlar kısa sürer; ancak bir ulusun kalbine vurduğu mühür, sonsuza dek orada kalır."
KİMLİĞİ VE İLK BAHAR YAŞI
Adıyaman'ın kadim topraklarından Adana'ya uzanan kısacık, ışıltılı bir ömrün kahramanlık hikayesidir bu. O, henüz hayatının baharında, geleceği kucaklayacak yaşta bir fidan iken; sadece 18 yaşındaydı. Adana'nın İstiklal Mahallesi'nde, ailesinin sıcak yuvasında, vatan sevdasıyla büyüyen Mehmet Yiğit, hayatı ve davası uğruna çıktığı yolda, alnının akıyla yürüyenlerdendi. O, sadece bir genç değil, idealleri uğruna bedel ödemeye hazır bir Ülkücüydü.
ALIN TERİ VE ADANMIŞLIĞIN YOLU
Mehmet Yiğit, elleri nasırlı, yüreği çelikleşmiş bir emekçiydi. Sanat okulundan aldığı bilgiyi, alın terine karıştırarak ülkesine hizmet etme onurunu taşıyordu. Mesleği işçiydi; YSE’de çalışıyordu. Bu, onun sadece bir meslek değil, aynı zamanda memleketinin taşını toprağını imar etme aşkının da bir nişanesiydi. O, eliyle üreten, ruhuyla direnen, hayatını davasıyla bütünleştirmiş sade bir kahramandı.
ADANA'DA BİR KAVŞAKTA YAZILAN KADER
28 Ekim 1978... Bir milletin karanlık bir çağdan geçtiği, sokakların ihanet ve pusularla kuşatıldığı o zorlu günlerden biriydi. Mehmet Yiğit, Adana sokaklarında, hayatını ve inancını kimseye satmadan yürüyordu. Kader, Adana Havaalanı Kavşağı, Trafik Müdürlüğü karşısı, E-5’in kenarında onu bekliyordu.
O anlar, masum bir çocuk gözünün safiyetiyle kayda geçmişti. Olay, sinsi ve alçakça bir saldırıdan ibaretti. Görgü tanığı küçük bir çocuğun anlattığı kadarıyla, karanlığın temsilcisi olan devrimci-solcu komünist katil, aracından indi; pususunu tamamladı ve Mehmet’i vurdu. Ardından, bir gölge gibi kaybolup gitti. Bu, sadece bir cinayet değil, inanca, onura ve emeğe sıkılmış bir kurşundu.
O KARANLIK GÜN VE SON NEFES
Ağır yaralanan yiğit Ülküdaşımız, Adana'nın Numune Hastanesi acil servisine, Hastaneler Kavşağı'na yetiştirildi. Kurşunlar, tam da ideallerini taşıdığı göğüs bölgesini hedef almıştı. Ancak bu destanın en dokunaklı kısmı, yaşanılan fedakarlığın büyüklüğünde gizliydi: Taksiye hiç kan akmamıştı. Mehmet Yiğit'in kanı, sanki içe akmış, bu büyük acıyı ve devasa fedakarlığı ruhunda sindirmişti.
Bu, bir şehidin kanını vatan toprağına, sessiz ve derinden akıtmasının sembolüydü. Hastanedeki tüm çabalara rağmen, 18 yıllık bu destan fazla uzun sürmedi. Mehmet Yiğit, o karanlık gün, 28 Ekim 1978’de, davasını zirveye taşıyarak Şehitlik mertebesine yükseldi.
Bedeni, Adana Asri Mezarlığı’nın kutsal toprağına tevdi edildi. Ancak onun ruhu ve bıraktığı adanmışlık yemini, haksızlığa karşı duran tüm yüreklerde yaşamaya devam edecektir.
"18 yıllık ömrüne sığdırdığı kararlılık ve dürüstlük, Adana topraklarında bir destan olarak yankılanmaya devam edecektir; zira bazı ölümler, dirilişin en büyük ilhamıdır."