BATI TRAKYA TÜRKLÜĞÜNÜN HUKUK VE KİMLİK MÜCADALESİNDE BİR LİDER: İSKEÇE MÜFTÜSÜ MEHMET EMİN AGA- Haytaoğlu Yunus Buğra YILMAZ
Batı Trakya Türk Azınlığı, Lozan Barış Antlaşması ile teminat altına alınan dini ve kültürel özerklik haklarını koruma hususunda tarihsel süreç içerisinde ciddi sınamalardan geçmiştir. Bu mücadelenin odak noktalarından biri, azınlığın dini ve toplumsal lideri konumundaki müftülerin seçimi meselesidir. Bu makale, İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga’nın (1932–2006) yaşamı, seçilme süreci, Yunan devletinin hukuki ve fiili baskılarına karşı sergilediği direnç ve Batı Trakya Türk toplumundaki liderlik mirasını genişletilmiş tarihsel ve hukuki dipnotlar çerçevesinde ele almaktadır.
BATI TRAKYA TÜRKLÜĞÜNÜN HUKUK VE KİMLİK MÜCADALESİNDE BİR LİDER: İSKEÇE MÜFTÜSÜ MEHMET EMİN AGA
Haytaoğlu Yunus Buğra YILMAZ
Batı Trakya Türk Azınlığı, Lozan Barış Antlaşması ile teminat altına alınan dini ve kültürel özerklik haklarını koruma hususunda tarihsel süreç içerisinde ciddi sınamalardan geçmiştir. Bu mücadelenin odak noktalarından biri, azınlığın dini ve toplumsal lideri konumundaki müftülerin seçimi meselesidir. Bu makale, İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga’nın (1932–2006) yaşamı, seçilme süreci, Yunan devletinin hukuki ve fiili baskılarına karşı sergilediği direnç ve Batı Trakya Türk toplumundaki liderlik mirasını genişletilmiş tarihsel ve hukuki dipnotlar çerçevesinde ele almaktadır.
Batı Trakya'da Müftülük Meselesi ve Tarihsel Arka Plan
1923 Lozan Barış Antlaşması, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dini, edebi ve sosyal kurumlarının özerkliğini uluslararası düzeyde garanti altına almıştır [1]. Bu kurumların başında gelen müftülükler, yalnızca ibadet ve dini rehberlik merci olmayıp, aynı zamanda aile ve miras hukukunu kapsayan özerk yargı (ahkam-ı şahsiye) yetkilerine de sahip makamlardır [2].
Ancak Yunanistan yönetimi, 1980'lerin sonundan itibaren azınlığın kendi dini liderlerini seçme hakkını kısıtlamaya yönelik adımlar atmıştır. Bu durum, toplumsal irade ile devlet ataması arasında derin bir krizin doğmasına zemin hazırlamıştır.
Mehmet Emin Aga’nın Erken Dönem Yaşamı ve Göreve Gelişi
Mehmet Emin Aga, 1932 yılında Batı Trakya’da doğmuştur. Dini ve toplumsal değerlerin güçlü olduğu bir aile ortamında yetişen Aga, dönemin İskeçe Müftüsü olan babası Mustafa Hilmi Efendi’nin rehberliğinde yetişmiş ve bölge halkının dini eğitimi ile yakından ilgilenmiştir [3].
1990 yılında İskeçe Müftüsü Mustafa Hilmi’nin vefat etmesi üzerine, Mehmet Emin Aga müftülük makamında naiplik görevini üstlenmiştir [4]. Babasının ardından halk nazarında meşru bir temsilci olarak görülen Aga, toplumsal liderlik rolünü fiilen başlatmıştır.
1990 Seçimleri ve "Atanmış-Seçilmiş" Müftü Krizinin Doğuşu
Mustafa Hilmi’nin vefatının ardından Atina yönetimi, azınlık toplumunun iradesini ve tarihsel teamülleri göz ardı ederek 1990 yılında İskeçe Müftülüğü görevine Mehmet Şinikoğlu’nu atamıştır [5]. Bu müdahale, Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından dini özerkliğe ihlal olarak değerlendirilmiş ve büyük bir tepkiyle karşılanmıştır.
Yunan hükümetinin dayatmasını reddeden İskeçe Türk halkı, demokratik ve sivil bir irade ortaya koyarak 18 Ağustos 1990 tarihinde sandık başına gitmiş veya camilerde gerçekleştirilen oylamalarla kendi müftüsünü seçmiştir [6]. Yapılan oylama sonucunda Mehmet Emin Aga, oy birliği ve güçlü bir halk desteğiyle İskeçe Müftüsü olarak ilan edilmiştir.
Hukuki Baskılar, Cezaevleri ve Saldırılar
Mehmet Emin Aga’nın halk iradesiyle seçilmesini kabul etmeyen Yunan idari ve adli makamları, Aga aleyhinde sistematik bir hukuki ve idari baskı süreci başlatmıştır.
• Hukuki Soruşturmalar: Yunanistan Ceza Kanunu’nun "resmi makamı gasp etme" (makamın usulsüz üstlenilmesi) maddesi gerekçe gösterilerek Mehmet Emin Aga aleyhinde onlarca dava açılmıştır [7].
• Hapis Cezaları: Dini mesaj yayımlamak, cuma vaazı vermek veya dini tören yönetmek gibi gerekçelerle yargılanan Aga, toplamda yüzlerce ayı bulan hapis cezalarına mahkûm edilmiştir. Cezaevinde geçirdiği süreler içerisinde özellikle Larisa Cezaevi’nde 6 ay boyunca mahpus kalmıştır [8].
• Fiili Saldırılar: Hukuki yaptırımların yanı sıra, aşırı sağcı ve fanatik gruplar tarafından fiziksel ve sözlü saldırılara uğramış; ancak geri adım atmayarak toplumsal önderliğini sürdürmüştür [9].
Aga'nın maruz kaldığı bu davalar ve verilen mahkûmiyet kararları, ilerleyen yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdinde de gündeme gelmiş ve Yunanistan, din özgürlüğü ile ifade özgürlüğü ihlallerinden ötürü mahkûm edilmiştir [10].
Sağlık Sorunları ve Vefatı
Yıllar süren ağır hapis şartları, mahkeme süreçleri ve fiili baskılar, Mehmet Emin Aga’nın sağlığını ciddi şekilde olumsuz etkilemiştir. Yaşadığı ağır karaciğer yetmezliği nedeniyle hem Türkiye’deki uzman hastanelerde hem de Yunanistan’da uzun süre tedavi görmüştür.
Aga, sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine tedavi süreçlerinin ardından İskeçe’deki evine çekilmiştir. 9 Eylül 2006 günü sabah saat 06.00’da evinde vefat etmiştir [11]. Vefatı, Batı Trakya başta olmak üzere Türkiye’de ve uluslararası azınlık hakları çevrelerinde derin bir üzüntüyle karşılanmış, cenazesi on binlerce kişinin katıldığı kitlesel bir törenle toprağa verilmiştir.
Dipnotlar
[1] 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması'nın 37–45. maddeleri ("Azınlıkların Korunması"), Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dini, eğitim ve kültürel kurumlarının özerkliğini teminat altına alır.
[2] 1913 Atina Antlaşması (Protokol 3) ve 2345/1920 sayılı Yunan Yasası uyarınca müftüler, azınlık halkı tarafından seçilir ve idari/dini yetkilerin yanı sıra aile hukukunda muhtariyet hakkına sahiptir.
[3] Mustafa Hilmi Efendi, uzun yıllar İskeçe Müftülüğü görevini yürütmüş, azınlık hakları mücadelesinde sembolleşmiş bir din adamıdır. Mehmet Emin Aga, babasının yanında yetişerek hem dini hem kültürel birikim kazanmıştır.
[4] Müftülük makamının boşalması durumunda naiplik (vekillik) görevinin yürütülmesi, azınlık gelenekleri ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde kabul gören bir uygulamadır.
[5] Yunanistan hükümeti, 1990 yılında çıkardığı 192/1990 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile müftülerin seçimle değil, doğrudan devlet tarafından atama yoluyla göreve getirilmesini yasalaştırmıştır. Bu düzenleme azınlık tarafından reddedilmiştir.
[6] 18 Ağustos 1990 tarihinde İskeçe genelinde gerçekleştirilen demokratik oylama, azınlığın dayatmalara karşı geliştirdiği sivil itaat refleksinin en önemli örneklerinden biridir.
[7] Yunanistan Ceza Kanunu’nun 175. maddesi ("Resmi Makamın Gaspı"), halkın seçtiği müftülere karşı sıklıkla bir ceza mekanizması olarak kullanılmıştır. Mehmet Emin Aga, yalnızca "İskeçe Müftüsü" unvanını kullandığı ve beyanname yayımladığı için onlarca kez yargılanmıştır.
[8] Larisa Cezaevi’nde yattığı dönemde ağır sağlık sorunları baş gösteren Aga, uluslararası insan hakları örgütlerinin ve Türkiye’nin diplomatik girişimlerinin de etkisiyle sağlık nedeniyle tahliye edilmiştir.
[9] 1990'lı yıllarda Batı Trakya'da artan etnik gerilimler sırasında, fanatik gruplar tarafından müftülük binasına ve Aga’nın şahsına yönelik fiili müdahaleler gerçekleşmiştir.
[10] Aga / Yunanistan davaları çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Yunanistan’ın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesini (Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü) ihlal ettiğine hükmetmiştir.
[11] Mehmet Emin Aga’nın 9 Eylül 2006’daki vefatı sonrası, İskeçe Türk halkı yeniden sandık başına giderek Ahmet Mete’yi seçmiş ve "seçilmiş müftülük" geleneğini sürdürmüştür.